55Hatırlayın ki, siz: Ey Mûsa, biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla îman etmeyiz, demiştiniz de, siz de bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı. "Hatırlayın ki, siz: Ey Mûsa sana îman etmeyeceğiz, demiştiniz". Yani senin demenden dolayı îman etmeyeceğiz yahut seni ikrar etmeyeceğiz. "Hatta nerallahe cehreten” Allah'ı gözlerimizle görünceye kadar. Cehreten aslında mastardır: Cehertü bilkırâati (sesli okudum) sözünden gelir. Sonra istiare yoluyla gözle görmek için kullanılmıştır. Mastar (mef'ûlu mutlak) olarak mensûbtur, çünkü o da rü'yettendir. Ya da fâilden veyahut mef ul'den hâl olarak mensûbtur. He'nin fethi ile cehereten şeklinde de okunmuştur, o zaman galebe gibi mastar olur yahut cahirin cem'i olur, Meselâ ketebe gibi, bu durumda da hâl olur. Bunu diyenler de Mûsa aleyhisselâm'ın Tûr'da buluşma için seçtiği yetmiş kişidir. Şöyle de denilmiştir: Onlar kavminden on bin kişi idiler. İnanacakları şey de sana Tevrat'ı Allah'ın vermesidir, seninle konuşmasıdır yahut senin peygamber olduğundur. "Sizi yıldırım çarpmıştı” aşın dikbaşlığmızdan, inadınızdan ve imkânsızı istemenizden dolayı. Çünkü onlar Allah'ın cisimlere benzediğini zannettiler ve cisimler gibi çeşitli taraflardan ve bakanın karşısından görülmesini istediler. Bu ise muhâldir; belki mümkün olan, nitelikten münezzeh olarak görünmesidir; bu da âhirette mü'minler ve dünyada da bazı peygamberler içindir. Şöyle de denilmiştir: Gökten bir ateş gelip onları yaktı. Ses de denilmiştir. Şöyle de denilmiştir: Onlar birtakım askerlerdi, onları hissettiler, bir gün bir gece ölü olarak kaldılar. "Siz de bakıp duruyordunuz” size çarpan şeye veya eserine bakıyordunuz. |
﴾ 55 ﴿