45Onların üzerine (Tevrat'ta) şunu yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş, yaralar da karşılıklıdır. Kim bunu bağışlarsa o, kendisi için bir kefarettir. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. "Onlara yazdık” yani Yahûdîlere farz kıldık "fiha” Tevrat'ta "cana can” yani nefis nefisle öldürülür. (Göze göz, buruna burun, kulağa kulak ve dişe diş) Kisâî bunları mana bakımından enne ve mamullerine atfederek Merfû' okumuştur, sanki şöyle denilmiştir: Ve ketebna aleyhim ennefsü binnefsi velaynü bilayni. Çünkü yazma ile okuma kavl maddesi gibi cümlenin üzerine geçer. Ya da bunlar yeni söz başıdır, Mana da şöyledir: Vekezalikel aynü mefkuatün bilayni velenfü mecduatün bilenfi velüzüne maslumetün bilüzüni vessinnü makluatün bissinni ya da bunlardan Merfû' olan "binnefsi"deki gizli zamirin üzerine atfedilmiştir. Bunun câiz olması şunun içindir, çünkü bu aslında zarf ile ondan aralanmıştır. "Fiha"daki câr ile mecrûr da manayı açıklayan hâl’dir. "Velcuruha kısas” yani zatü kısasın demektir. Bunu yine Kisâî, Ebû Amr ve İbn Âmir hükmü tafsilden sonra icmal olarak ref ile okumuşlardır. "Kim bağışlarsa” hak edenlerden (bunu) kısası bağışlarsa yani onu affederse, "o” bağışlama "onun için kefarettir” yani bağışlayan için demektir, Allah o sayede günahlarını siler. Cani için kefarettir denilmiştir ki, af ile diyetten kurtulur. Şöyle de okunmuştur: Fehüve keffaretuhu lehu yani bağışlayanın bağışlamakla kefareti kendine aittir, ondan hiçbir şey eksiltilmez. "Kim Allah'ın indirdiği ile” kısas vb. ile "hükmetmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir". |
﴾ 45 ﴿