115

 Allah da şöyle dedi: Şüphesiz ben onu üstünüze indireceğim. Artık kim bundan sonra nankörlük ederse, şüphesiz ben ona dünyalardan hiçbir kimseye etmediğim azâbı edeceğim.

 (Allah da şöyle dedi: Onu üstünüze indireceğim) Nâfi', İbn Âmir ve Âsım şedde ile "münezzilüha” okumuşlardır. (Artık kim bundan sonra nankörlük ederse, şüphesiz ben ona azâp edeceğim) yani taziben demektir. Mecaz yolu ile mef'ûl kılmak da câizdir.

"Lauazzibuhu” zamir mastara aittir yahut ondan yuazzebu bihi murat edilirse harfi çerin hazfi ile azaba râcidir.

"Dünyalardan hiçbir kimseye” yani zamanlarının alemlerinden yahut mutlak âlemlerden demektir. Çünkü onlar maymunlara ve domuzlara çevrildiler ve hiç kimseye onlarınki gibi azâp edilmedi.

Rivâyete göre sofra iki kızıl bulutun arasında indi, onlar da ona bakıyorlardı. Geldi önlerine düştü. Îsa aleyhisselâm ağladı ve: Allah'ım, beni şükredenlerden eyle. Allah'ım, onu âlemlere rahmet eyle ve onu işkence ve azâp eyleme, dedi. Sonra kalktı, abdest aldı, namaz kıldı ve ağladı. Sonra örtüyü açtı, bismillahi hayrir razikin, dedi. Pişmiş kılçıksız balıklar gördü, yağı akıyordu. Başucunda tuz, kuyruğunun yanında da sirke vardı. Etrafında da pırasa hariç bütün yeşillikler vardı. Beş yufka ekmek vardı, birinin üzerinde zeytin, ikincinin üzerinde bal, üçüncünün üzerinde yağ, dördüncünün üzerinde peynir ve beşincinin üzerinde de pastırma vardı. Şemun: Ey Allah'ın rûhu, dünya taamından mıdır yoksa âhiret taamından mıdır, dedi? O da: İkisinden de değildir, ancak Allah onu kendi kudretiyle icat etti. İstediğinizden yiyin, şükredin ki, Allah arkasını getirsin, lütfunu artırsın, dedi. Onlar da: Ey Allah'ın Rûh'u, bize bundan başka mu'cize de göstersen, dediler, o da: Ey balık, Allah'ın izni ile canlan, dedi. Balık kıpırdadı, sonra ona eski hâline dön, dedi. O da kızarmış hâle geldi. Sonra sofra urtu. Sonra arkasından isyan ettiler, suretleri değişti.

Şöyle de denilmiştir: Onlara birer gün ara ile kırk gün devam etti. Üzerinde fakirler, zenginler, küçükler ve büyükler toplanıyorlardı. Güneş dönünce uçuyordu. Onlar da gölgesinde iken bakıyorlardı. Ondan yiyen fakir ömrü boyunca zengin oldu, hasta iyileşti, bir daha hasta olmadı.

Sonra Allahü teâlâ Îsa aleyhisselâm'a vahyetti, soframı fakirlere ve hastalara aç; zenginlere ve sağlara değil dedi. O zaman insanlar karıştı; onlardan seksen üç kişinin sureti değişti.

Şöyle de denilmiştir: Allah onu bu şartlarla indireceğini söyleyince aflarını istediler ve: İstemiyoruz, dediler, sofra da inmedi. Mücâhid: Bu bir misaldir, Allah onu mu'cize isteyenlere getirmiştir, buyurmuştur. Sofilerden biri de şöyle buyurmuştur: Burada sofra gerçek marifetlerden ibarettir, çünkü o rûhun gıdasıdır, yiyeceklerin de bedenin gıdası olduğu gibi. Buna göre belki de durum şöyle idi: Onlar vakıf olamayacakları gerçekleri arzu edince Îsa aleyhisselâm onlara: Eğer îmanı kazanırsanız takvayı da kullanın ki, ona vakıf olma imkânını bulaşınız, dedi. Onlarsa istemekten vazgeçmediler, onda ısrar ettiler. O da ısrarlarından dolayı istedi. Allahü teâlâ da onu indirmenin kolay olduğunu fakat içinde risk ve sonuçta korku olduğunu bildirdi. Çünkü salike makamından daha yüksek şeyler keşif olursa, belki de onu kaldıramaz, sebat edemez; fena şekilde sapar gider.

115 ﴿