117Ben onlara ancak bana: "Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah'a ibâdet edin” diye emrettiğin şeyi dedim. Ben içlerinde bulunduğum sürece üzerlerinde bir şâhit oldum. Sen beni alınca onların üzerindeki gözcü sen idin. Sen her şeye şahitsin. "Ben onlara ancak bana emrettiğini dedim” bu da sorulan şeyi kapalı olarak takdim ettikten sonra olmadığını açıkça ifade etmektir. "Eni'budullahe rabbi ve rabbeküm” bu da bihi'deki zamirin atıf beyanıdır ya da ondan bedeldir. Mübdeli mutlak olarak atmak bedelin şartı değildir ki, bundan mevsûlün zamirsiz kalması lâzım gelsin. Ya da gizli mübtedanın haberidir (hüve gibi) ya da gizli fiilin mef'ûlüdür, Meselâ a'ni gibi. "Mîmma emerteni"den bedel olması câiz değildir; çünkü mastar kavl'in mef'ûlu olmaz. "En"in müfessire olması da câiz değildir; çünkü emir Allahü teâlâ'ya isnat edilmiştir, o ise: "benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz Allah'a ibâdet edin” demez. Kavl maddesi tefsir etmez, bilâkis cümle kendinden sonrakini hikâye eder. Ancak kavl emirle te'vil edilirse olur. O zaman şöyle demiş gibi olur: Mâ emertühüm illâ misle mâ emerteni bihi eni'budullahae. "Ben içlerinde bulunduğum sürece üzerlerinde bir şâhit oldum” yani onlara gözcü oldum, onları böyle şeyler demekten veya böyle şeylere inanmaktan men ettim. Ya da küfür ve îman gibi hâllerini müşahede ettim, demektir. "Beni alınca” göğe kaldırmakla, çünkü "seni alacak ve kaldıracağım” (Al-i İmran: 55) buyurmuştur. Teveffi bir şeyi tam almaktır, ölüm de bunun çeşididir (ölüm tam almaktır, hastalık yarım almaktır). Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur: "Allah canları ölürken alır, ölmeyeni de uykusunda alır” (Zümer: 42). "Onların üzerindeki gözcü sen oldun” hâllerini gözetleyen sen oldun. Böyle sözlerden korumak istediğini elçiler göndermek ve âyetler indirmekle deliller göstererek ve dikkatini çekerek kurtarırsın. "Sen her şeye şahitsin” haberdarsın, onları denetlersin. |
﴾ 117 ﴿