67

Bir peygamber için yeryüzünde düşmanları iyice sindirinceye kadar esirler olmaz. Sizler dünya metaını istiyorsunuz. Allah ise âhireti istiyor. Allah mutlak gâlib, hikmet sâhibidir.

 (Bir peygamber için olmadı) ahd lâm'ı ile linnebiyyi de okunmuştur. (Esirleri olması) Basralı iki kurra (Ebû Amr ile Ya'kûb) te ile (en iekune) okumuşlardır.

"Yeryüzünde düşmanları sindirinceye kadar” çok öldürüp ileri giderek küfrü hor edinceye, fırkasını/taraftarlarını azaltıncaya, İslâm'ı azîz edinceye ve Müslümanlar her tarafı istila edinceye kadar. Bu eshanehül maradu deyiminden gelir ki, hastalık ağırlaşmaktır. Aslı sehanet'tlr. Mübalağa için şedde ile "yüsahhine” de okunmuştur.

"Dünya metaını istiyorsunuz” fidye almakla onun kırıntısını istiyorsunuz.

"Allah ise âhireti istiyor” Allah ise size âhiretin sevabını veya âhiret sevabına ulaşma sebebini arıyor, bu da dinini azîz etmek ve düşmanlarım bastırmakla olur. Muzâf takdir edilerek "âhireti” şeklinde cer ile de okunmuştur, şu beyitte olduğu gibi:

Sen her adamı adam mı sanırsın?

Gece yanan ateşi de (ateş mi sanırsın)?

"Allah mutlak gâlibtir” dostlarını düşmanlarına gâlip getirir "hikmet sâhibidir” her duruma lâyık ve özgü olanı bilir. Meselâ müşrikler güçlü iken düşmanı sindirmeyi ve fidye almamayı emretmiştir; durum ters döndüğü ve Müslümanlar gâlip geldiği zaman da fidye almakla ikram etmeyi serbest bırakmıştır.

Rivâyete göre aleyhisselâm Efendimiz'e Bedir'de yetmiş esir getirildi, içlerinde Abbâs ile Akil bin Ebi Talib de vardı. Onların hakkında istişare etti; Ebû Bekir radıyallahü anh: Onlar senin aşiretin ve ailendir; onları hayatta bırak, umulur ki, Allah tevbelerini kabul eder. Onlardan fidye al, ashâbını takviye edersin, dedi. Ömer radıyallahü anh de: Boyunlarını vur, çünkü onlar küfrün liderleridir, Allah seni fidyeye muhtaç kılmayacaktır. Bana fırsat ver, filanca hışmımın boynunu vurayım. Ali ile Hamza'ya da fırsat ver, kardeşlerinin boyunlarını vursunlar, dedi. Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem bunu beğenmedi ve şöyle dedi: Allah bazı adamların kalplerini yumuşatıyor, öyle ki, ipekten daha yumuşak oluyor. Bazılarınkini de sertleştiriyor, öyle ki, taştan daha sert oluyor. Ey Ebû Bekir, sen İbrâhîm aleyhisselâm'a benzersin, o:

"Kim bana tâbi olursa şüphesiz bendendir. Kim de bana isyan ederse şüphesiz sen çok bağışlayan ve çok merhamet edensin” (İbrâhîm: 36) demişti. Ey Ömer, sen de Nûh gibisin, o da:

"Yeryüzünde dolaşan bir tek kâfir bırakma” (Nûh: 26) demişti. Bunun üzerine ashâbını serbest bıraktı. Onlar da fidye aldılar. Âyet de bunun üzerine indi. Ömer radıyallahü anh Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'in huzuruna girdi, baktı ki, o ve Ebû Bekir ağlıyorlar: Ya Resûlallah, bana da söyle, eğer ağlayabilirsem ağlarım, yoksa ağlar gibi yaparım, dedi. O da: Fidye aldıkları için arkadaşlarına ağla, bana azapları şu ağaçtan daha yakm gösterildi, dedi ve yakındaki bir ağaca işâret etti. Âyet peygamberlerin de ictihad edeceklerine delildir. Onlara salât ve selâm olsun. Bazen de hata olabilir, Allah onları hata üzerinde bırakmaz.

67 ﴿