22O Allah ki, sizi karada ve denizde yürütüyor. Nihayet gemilerde olduğunuz zaman onları hoş bir rüzgârla yüzdürüp de buna sevindikleri zaman, onlara şiddetli bir rüzgâr gelir ve dalgalar onlara hücum eder. Onlar da iyice kuşatıldıklarını sanırlar. İşte o zaman dini ona hâs kılarak: Yemin olsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden oluruz, diye dua ederler. "O Allah ki, sizi yürütüyor” sizi yürümeye sürüklüyor ve imkân veriyor "karada ve denizde. Nihayet gemide olduğunuz zaman ve onları yüzdürüp de” içindekileri, muhataptan gaibe geçmesi mübalağa içindir, sanki bunu başkasına anlatıyor ki, hâllerinden şaşsın da onu beğenmesin. "Hoş bir rüzgârla” ılgıt ılgıt esen "ve ona sevindiler” o rüzgâra "caetha” bu da izâ'nın cevabıdır. Zamir de fülk'e (gemilere) yahut hoş rüzgâra râcidir ki, onu karşılar demektir. "Şiddetli bir fırtına” şiddetli esen rüzgâr "ve dalga ona her taraftan gelir, kuşatıldıklarını sanırlar” helâk olacaklarını ve kurtuluş yollarının tıkandığını sanırlar, tıpkı düşmanın kuşattığı gibi. "İşte o zaman dini ona hâs kılarak Allah'a dua ederler” şirk koşmadan, çünkü fıtrat geri gelmiş ve arız olan şiddetli korku ortadan kalkmıştır. Bu da "zannu"dan bedel-i iştimal'dir. Çünkü duaları da zanlarmm gereklerindendir. "Yemin olsun, eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden oluruz” derler ya da deavu'nûn mef'ûlüdür, çünkü o da söz sayılır. |
﴾ 22 ﴿