80Ümitlerini kesince bir tarafa çekilip fısıldaşmaya başladılar. Büyükleri: Bilmediniz mi ki, şüphesiz babanız sizden Allah adına sağlam bir söz almıştı. Daha önce de Yûsuf hakkında kusur işlemiştiniz. Babam bana izin verinceye veyahut Allah benim için hükmedinceye kadar buradan ayrılmayacağım. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır, dedi. (Ondan ümitlerini kesince) Yûsuf'tan ve onlara cevabından meyus olunca, sin ve te'nin ziyadeliği mübalağa içindir, Bezzi'den hemzesiz elifle ve ye'nin fethi ile istiyâsa okuduğu rivâyet edilmiştir. Hamze de vakfettiği zaman hemzenin harekesini aslına bakarak ye'nin üzerine atmıştır. "Halasu” ayrılıp bir tarafa çekildiler "neciyya” fısıldaşarak, gizli konuşarak, neciyya'yı tekil yapması mastar olmasından ve o vezinde olmasındandır. Nitekim: Hüm sıddikün denir, çoğulu da enciye'dir, nediy ve endiye gibi. "Büyükleri dedi” yaşta büyükleri, o da Rubil'dir, yahut akılda büyükleridir ki, o da Şemun'dur. Yahuda olduğu da söylenmiştir. "Bilmediniz mi ki, şüphesiz babanız sizden Allah adına sağlam bir söz almıştı” bir vesika, Allah'a yeminlerinin ondan sağlam söz alma kabul edilmesi, onun izni ile ve onun tarafından teyit edilmesindendir. "Daha önce” bundan önce "Yûsuf hakkında kusur işlemiştiniz” kusur etmiştiniz. Mâ farrattüm'deki mâ zâittir, mastariye olması da câizdir, o zaman "talemu"nûn mefuîuna atfen mahallen mensûb olur. Atıfla ma’tûfun arasının zarf ile açılmasında bir sakınca yoktur. Ya da "inne"nin ismine ma’tûftur, haberi de "fî yusufe"dir. Ya da min kablu'dur. Ya da mübteda olarak merfû’dur, haber de "minkablu"dur. Bu da pek doğru değildir, çünkü "kablu” haber yahut sıla olursa, izafetten kesilmez ki, eksik kalmasın. Mâ'nın mastariye olması da câizdir, yani mâ farrettumuhu, onun hakkında daha önce yaptığınız hiyanet demek olur. Mahalli de yukarıda geçtiği gibidir. "Ben ayrılmayacağım” Mısır toprağından çıkmayacağım "babam bana izin verinceye kadar” dönmem için "yahut Allah hakkımda hüküm verinceye kadar” oradan çıkmam yahut kardeşimin onlardan halası ile yahut onu kurtarmak için onlarla savaşmakla. Rivâyete göre onu serbest bırakması için Azîz'le konuştular. Rubil: Sayın Kral, Allah'a yemin ederim ya bizi bırakırsın ya da öyle bir sayha atarım ki, hamile kadınlar çocuklarını düşürürler, dedi. Kılları diken gibi olup elbisesinden çıktı. O zaman Yûsuf aleyhisselâm oğluna: Kalk onun yanına git, ona dokun, dedi. Ya'kûb oğulları kızdıkları zaman biri onlara dokunursa öfkeleri geçerdi. O zaman Rubil: Bu memlekette bu usul nereden, yemin ederim burada Ya'kûb'un tohumlarından var, dedi. "O, hükmedenlerin en hayırlısıdır” çünkü onun hükmü hep hak olur. |
﴾ 80 ﴿