84Ya'kûb onlardan yüz çevirdi: Ey Yûsuf'a duyduğum hüzün (vah yavrum) dedi. Üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık o yutkunmakta (üzüntüsünü içine atmakta) dır. "Ya'kûb onlardan yüz çevirdi” onların yüzünden karşılaştığı şeylerden hoşlanmayarak yanına döndü "ve: Ey Yûsuf'a duyduğum hüzün” dedi! Ey üzüntüm gel, şimdi senin vaktindir. Esef şiddetli hüzün ve hasrettir. Esefa'daki elif mütekellim ye'sinden bedeldir. Yani olay ikisinin musibeti olduğu hâlde onlara değil de Yûsuf'a üzülmesi şundandır, çünkü esas musibet Yûsuf'unkidir, o hep taze idi, kalbini sarmıştı. Bir de o ikisinin hayatta olduklarından emindi, onunkinden ise değil. Hadiste şöyle denilmiştir: Hiçbir ümmete musibet ânında "inna lilah ve inna ileyhi raciun” (Bakara: 156) demek verilmedi, ancak ümmet-i Muhammed'e verildi. Baksanıza Ya'kûb aleyhisselâm başına o musibet gelince inna lülah demedi; ya esefa, dedi. "Üzüntüden gözlerine ak düştü” üzüntüsünden dolayı çok ağladığı için, sanki gözyaşı gözünün siyahlığını silip götürdü. Gözü zayıfladı da denilmiştir. Kör olduğu da söylenmiştir. "Minelhazeni” de okunmuştur. Bunda acı sırasında üzüntü duymanın ve ağlamanın cevazına delil vardır. Belki de bu gibi şeyler irâdeye bağlı değildir. Bunun içindir ki, şiddet ânında kendine sahip olan pek azdır. Bu sebepledir ki, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem oğlu İbrâhîm'e ağladı ve: Kalp üzülür, göz yaşarır, biz Rabbi kızdıracak bir şey demeyiz. Ey İbrâhîm, senin için gerçekten üzgünüz, dedi. "Artık o yutkunmaktadır” evlatlarına karşı içi öfke ile doludur, onu açıklamayıp yüreğinde saklamaktadır. Kazım feîl veznindedir, ism-i mef'ûl manasınadır, tıpkı "vehüve kezîm” (Kalem: 48) âyetinde olduğu gibi. Bu da kezames sikau deyiminden gelir su kırbası iyice dolmaktır ya da ism-i fâil manasınadır, "velkazımine” (Al-i İmran: 134) kavlinde olduğu gibi. Bu da kezamel ğayza'dan gelir ki, yutkunup içe atmaktır. Aslı kazamel bairü cerretehu deyiminden gelir ki, deve gevişini içine atmaktır. |
﴾ 84 ﴿