90Onlar da: "Gerçekten sen Yûsuf musun?” dediler. O da: Ben Yûsuf'um, bu da kardeşimdir. Allah bize ihsan etti. Şüphesiz kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik edenlerin mükâfatını zâyi etmez, dedi. (Onlar da: "Gerçekten sen Yûsuf musun?)” dediler". İstifham takriridir (ikrar ettirmek için sorulmuştur). Bunun içindir ki, arkasından tahkik edâtı inne ve te'kit lâm'ı kullanılmıştır. İbn Kesîr müspet olarak istifhamsız (inneke) okumuştur. Şöyle denilmiştir: Onlar Yûsuf ile konuşunca onu görünüşünden ve eşkâlinden tanıdılar. Şöyle de denilmiştir: Gülümsedi, ön dişlerinden tanıdılar. Şöyle de denilmiştir: Başından tacı kaldırdı, alnının üzerindeki beyaz benden tanıdılar. Sara'da ve Ya'kûb'ta da aynısı vardı. "O da: Ben Yûsuf'um, bu da kardeşimdir, dedi” ana baba bir kardeşim. Onu zikretmesi kendisini onunla tanıtmak, onu yüceltmek ve onu da: "Allah bize ihsan etti” sözüne dahil etmek içindir. Yani Allah bize selamet ve ikramla iyilik etti, demektir. "Şüphesiz kim sakınır” yani Allah'tan sakınır "ve sabrederse” belalara yahut taatlara ve isyanlardan kaçınmaya "şüphesiz Allah iyilik edenlerin mükâfatını zâyi etmez, dedi". Zamir yerine zâhir olarak muhsinin demesi, muhsin'in takva ve sabır sıfatını birleştiren kimse olduğunu vurgulamak içindir. |
﴾ 90 ﴿