21

Böylece onları fark ettirdik ki, şüphesiz Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve kıyâmette de şüphe olmadığını bilsinler. O zaman işlerini aralarında çekişiyorlardı; "üzerlerine bir yapı yapın. Rableri onları daha iyi bilir” dediler. İşlerine hâkim olanlar:

"Üzerlerine mutlaka bir mescit edineceğiz” dediler.

"Böylece onları fark ettirdik” onları uyuttuğumuz ve basiretleri açılsın diye uyandırdığımız gibi onları fark ettirdik ki,

"bilsinler” hâllerinden haberdar kıldıklarımız bilsinler ki,

"şüphesiz Allah'ın va'di” yeniden dirilme va'di yahut va'dedilen yeniden dirilme "haktır” çünkü uyumaları ve uyanmaları ölüp de sonradan dirilme gibidir.

"Ve kıyâmette şüphe olmadığını bilsinler” kıyâmetin imkanında şüphe olmadığını bilsinler. Zira onların canlarını alan, bedenlerini çürümeden ve dağılmadan üç yüz yıl koruyan, sonra da canlarını bedenlerine gönderen kimse bütün insanları öldürüp onları bedenleriyle haşir oluncaya kadar tutmaya, sonra da onlara göndermeye de kâdirdir.

"O zaman çekişiyorlardı” bu da "a'serna"nın zarfıdır yani onlar "kendi aralarında işlerini çekişirlerken” fark ettirdik demektir ki, Dîn işlerini tartışırlarken demektir. Bazıları: Yalnız ruhlar dirilir, derlerdi. Bazıları da: İkisi de dirilir derlerdi ki, ihtilâf kalksın ve ikisinin birlikte dirilecekleri açığa çıksın diye ya da gençlerin durumunu tartışıyorlardı, çünkü Allah onları ikinci kez ölümle öldürmüştü. Bazıları da: Öldüler, dediler. Başkaları da: İlk seferki gibi uyudular, dediler.

Ya da bir grup: Üzerlerine bir bina yapalım, insanlar orada otursun ve orasını belde edinsinler. Başkaları da şöyle dediler: Elbette üzerlerine bir mescit yapacağız, insanlar onda namaz kılarlar, dediler. Nitekim Allahü teâlâ da:

"Üzerlerine bir yapı yapın - Rableri onları çok iyi bilir - dediler. İşlerine hâkim olanlar da:

"Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler". "Rableri onları çok iyi bilir” ara cümledir, ya Allah'tandır ki, onların işine dalıp da zamanlarında münakaşa edenlerdir ya da Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem zamanında münakaşa edenlerdir. Bunu da durumu kendi aralarında müzakere ettikten ve soyları ve hâlleri hakkında kelâmlar naklettikten ve gerçeği de bulamadıktan sonra demişlerdi.

Anlatıldığına göre gönderdikleri kimse çarşıya girip de dirhemleri çıkarınca - ki, üzerinde Dakyanos'un ismi yazılı idi - onu hazine bulmakla suçladılar ve onu Krala götürdüler. Kral da Hıristiyan'dı ve tek ilâha inanıyordu. Ona durumu anlattı, birisi: atalarımız birkaç gencin dinlerini Dakyonus'tan kaçırdıklarını söylerler, belki de bunlar onlardır, dedi. Kral ve mü'min ve kâfir şehir halkı onunla beraber gittiler ve onları görüp onlarla konuştular. Sonra gençler Krala: Seni Allah'a emanet ediyoruz, seni cinlerin ve insanların gözlerinden saklaması için ona havale ediyoruz, dediler. Sonra da yattıkları yere geri döndüler, öldüler. Kral da onları mağaraya gömdü ve üzerlerine bir mescit yaptı.

Şöyle de denilmiştir: Onlar mağaraya varınca genç onlara. Siz bekleyin, önce ben gireyim, arkadaşlarım telaşlanmasınlar dedi ve içeri girdi. Halk nereden girdiğini bilemediler, oraya bir mescit inşa ettiler.

21 ﴿