26

De ki:

"Rabbim ne kadar kaldıklarını daha iyi bilir". Göklerin ve yerin gaybi onundur. O ne kadar iyi gören ve ne kadar iyi işitendir! Onların ondan başka hiçbir dostu yoktur ve hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.

"De ki: Ne kadar kaldıklarını Rabbim daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybi onundur” o ikisinde bilinmeyen ve orada yaşayanlardan gizli kalan şey na aittir. Hiçbir mahlukun bilgisi ona gizli kalmaz.

"Ebsır bihi ve esmi” taaccüp sıygası ile ifade etmesi, işinin kulak ve gözle idrak edilemeyecek kadar ince olduğunu göstermek içindir. Zira hiçbir şey na engel olmaz; yoğun ve ince, küçük ve büyük, gizli ve açık onun için fark etmez. Bihi'deki he Allah'a râcidir, fâil olarak da mahallen merfû’dur, be de Sîbeveyh'e göre zâittir. Aslı ebsara yani göz sâhibi demektir. Sonra inşa manasında emir sıygasına çevrildi. O zaman sıyga müsait olmadığı için zamir açığa çıktı ya da zâit be'den dolayı böyle oldu, Meselâ "ve kefa bihi” (Nisa: 50; Furkân: 58;Ahkâf: 8) âyetlerinde olduğu gibi. Ahfeş'e göre he mehil olarak mensûbtur, fâil de memure giden zamirdir, o da herkestir, be de zâittir, eğer hemze tadiye için olursa. Eğer sayruret için olursa; tadiye için olur.

(Onlar için yoktur) zamir gökler ve yer halklarına râcidir.

"Ondan başka hiçbir dost” işlerini görecek "ve hükmüne hiç kimseyi ortak etmez” onlardan, ona müdahale hakkı vermez. İbn Âmir, Kalun da Ya'kûb rivâyetinde te ve cezm ile (vela tüşrik) okumuşlardır ki, herkesi şirkten men eder.

Sonra Kur'ân'ın Ashâb-ı Kehf kıssasını içine alması - çünkü o, Resûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem'e göre gâiplerdendir - onun mu'cize bir vahiy olduğunu gösterince, onu okuması ve ashâbı ile beraber olmasını emredip şöyle dedi:

26 ﴿