28

Kendini sabah akşam rızâsını isteyerek dua edenlerle beraber tut. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözünü onlardan çevirme. Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız, keyfîne uyan ve işi ifrat olan kimseye uyma.

"Kendini tut” onu hapset ve sâbit kıl "sabah akşam Rablerine dua edenlerle” bütün vakitlerinde yahut gündüzün iki ucunda. İbn Âmir "bilğudveti” okumuştur, bunda da şöyle bir mülahaza vardır; ğudve çoğunluğa göre alem (özel isim)dir. O zaman ondaki lâm-ı tarif nekireye te'vil düşüncesiyle girmiş olur.

"Yüzünü (rızâsını) istiyorlar” Allah'ın rıza ve tâatini istiyorlar. (Gözün onlardan ayrılmasın) onlardan başkasına bakma. Ta'dü'nün "an” ile geçişli kılınması neba (uzaklaşmak) manasına olmasındandır. Nebet ve alet anhu aynuhu denir ki, gözü bir şeye bakıp da takılmamaktır. Bundan maksat da her iki manayı vermektir yani onlara bakıp da onları görmeden başkasına geçme demektir,

"vela tu'di ayneyke” ve "vela tüaddi” de okunmuştur ki, a'dahu ve addahu'dan gelir. Maksat Resûlüllah'm, fakir mü'minleri hor görmeyip üstlerinin başlarının pejmürdeliğinden tiksinerek zenginlerin alayişli kıyafetlerine takılmamasıdır.

"Türidü ziynetel hayatid dünya” bu da meşhur kırâattaki kaftan hâl’dir, diğer kırâatlarda da fiilde gizli zamirden hâl’dir.

"Vela tuti' men ağfelna kalbehu” kalbini gâfil kıldığımıza itâat etme "zikrimizden gâfil kıldığımıza” Meselâ Ümeyye bin Halefin, fakirleri meclisinden kov, Kureyş'in uluları gelsin, demesi gibi. Bunda şuna dikkat çekilmiştir ki, onu bu isteğe iten şey, kalbinin akılla bilinen şeylerden boş olup maddî şeylere takılmasıdır, öyle ki, o, şerefin beden süsü ile değil de rûh ziynetiyle olduğunu kavrayamamıştır: Faraza Peygamberimiz ona itâat etse idi onun gibi beyinsizlerden olurdu. Mu'tezile fırkası Allah'ın bir adamın kalbini zikirden boş koymasını hazm edemediklerinden şöyle demişlerdir: Bu, ecbentuhu gibidir ki, birini korkak bulmak yahut ona nispet etmektir ya da ağfele ibilehu deyimindendir ki, devesini işâret koymadan salıvermektir. Yani kalbini zikrimizle damgalamadığımıza uyma, ama mü'minlerin kalplerine îmanı yazmışızdır. Onlar: Maksat "keyfine uydu” kavimdeki dış mana değildir, demişlerdir ki, cevabı da yukarıda defalarca geçmiştir.

"Ağfelena” şeklinde de okunmuştur ki, o zaman fiil kalbe isnat edilir, mana da kalbi bizi onu unutup da sorumlu tutmayacağımızı zannetti şeklinde olur.

"İşi ifrat olan” yani haktan uzaklaşıp onu arkasına atan kimse demektir. Feresün furutun denir ki, atları geçen at demektir, fart ve farat da bundan gelir.

28 ﴿