102

Çocuk onunla koşmaya başlayınca:

"Ey oğulcuğum, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; bak, ne dersin?” dedi. O da:

"Ey babacığım, emrolunduğun şeyi yap; inşallah beni sabredenlerden bulacaksın,” dedi.

"Çocuk onunla koşmaya başlayınca” çocuk meydana gelip de işlerinde onunla beraber koşturmaya başlayınca, Âyette geçen maahu, essa'y'nin delâlet ettiği mahzûf şeye mütealliktir, ona değil, çünkü mastarın sılası ondan önce gelemez; belağa'ya müteallik değildir; çünkü ikisinin buluğları birlikte değildir, sanki şöyle denilmiştir: Çocuk buluğa erince, kiminle beraber denildi? Onunla beraber denildi. Özellikle babanın zikredilmesi şunun içindir, çünkü ona daha çok şefkat eder ve hâlinin düzelmesini ister; vakti gelmeden önce koşturmasını beklemez.

Ya da bunun için bağışlamasını istemişti, o zaman yaşı on üç idi. (Ey ğulcuğum, dedi) Hafs bu şekilde ye'nin fethi ile okumuştur.

"Ey ğulcuğum, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum” böyle görmesi de muhtemeldir, tabirinin böyle olacağını görmesi de muhtemeldir.

Şöyle de denilmiştir: O rüyayı tevriye gecesi gördü, biri ona:

"Şüphesiz Allah, sana oğlunu boğazlamanı emrediyor” diyordu. Sabah olunca bunun Allah'tan mı şeytandan mı olduğunda şüphe etti. Akşam olunca aynısını gördü; Allah'tan olduğunu anladı. Sonra üçüncü gece de gördü; onu boğazlamaya niyet etti ve ona bunu söyledi. Bunun içindir ki, bu üç geceye tevriye, Arefe ve nahr (kurban kesme) günleri denilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bu çocuk İsmâîl aleyhisselâm'dır, hicretinden sonra ona bağışlanan o idi. Bir de İshak'ın müjdesi, bu çocuğun müjdesinin üzerine atfedilmiştir. Efendimiz aleyhis-salâtü ves-selâm da: Ben iki kurbanlığın oğluyum, buyurmuştur. Birisi dedesi İsmâîl'dir, diğeri de babası Abdullah'tır. Çünkü dedesi Abdülmuttalib, eğer Allah ona Zemzem'i yeniden kazmayı müyesser eder ya da on oğlan çocuğu buluğa ererse, birisini keseceğini adak etti. Bu da müyesser olunca kur'a çekti; kur'a Abdullah'a çıktı. Ona da yüz deve fidye verdi. Bunun içindir ki, diyet yüz deve olmuştur. Sonra bu olay Mekke'de olmuştur. Koçun boynuzlan Kabe'de asılı idi, sonunda İbn Zübeyr zamanında Kabe ile beraber yandı. O zaman İshak yoktu. Bir de İshak’ın müjdesi Ya'kûb'un doğumu üzerinedir ki, onun ergenken boğazlanma emri uygun düşmez. Efendimiz aleyhis-salâtü ves-selâm'dan şu rivâyete gelince: Ona "en şerefli soy kimindir?” diye soruldu, o da: Allah'ın sıddık Yûsuf bin Ya'kûb bin İsrâîl bin İshak zebihillah bin İbrâhîm hâlilullah, dedi. Şüphesiz şöyle demiştir: Yûsuf bin Ya'kûb bin İshak bin İbrâhîm. Fazlalıklar ravidendir. Ya'kûb'un Yûsuf'a böyle yazdığı rivâyeti de sâbit değildir. İbn Kesîr, Nâfi' ve Ebû Amr ikisinde de ye'nin fethi ile (inniye, enniye) okumuşlardır.

(Bak, ne görüyorsun?) bu da re'y (düşünme) maddesinden gelmektedir. Onu kurban etmesi vâcip iken onunla müşâvere etmesi, başına bu imtihan geldiği zaman ne yapacağını bilmesi ve onu cesaretlendirmesi içindir, eğer teslim olursa ona destek olup acısını azaltmak içindir. Bir de imtihan gelmeden önce itâat etmesiyle İsmâîl'in sevap kazanması içindir. Hamze ile Kisâî te'nin zammı ve ra'nın da (işmâm etmeden) tam kesri ile (türiy) okumuşlardır; kalanlar ise ra'nın fethi ile okumuşlardır. Ebû Amr ra'nın fethasını imâle etmiş (türey),rş belli belirsiz okumuş, diğerleri ise fethayı açık okumuşlardır.

"O da: (Ey babacığım, dedi)". İbn Âmir te'nin fethi ile (ya ebete) okumuştur, (emrolunduğun şeyi yap) tü'merü bihi demektir ki, (bihi) câr ve mecrûru bir seferde hazf edilmiştir ya da daha önce bildiğin gibi sıra ile hazf edilmiştir ya da (if'al) emreke (emrini yap) demektir ki, emrolunduğun şeyi demektir. O zaman emr, memur manasına olur ya da böyle demesi şunun içindir, çünkü İsmâîl, babasının emre itâat edeceğinden onu keseceğini anlamıştı yahut da peygamberlerin rüyasının hak olduğunu; emir olmadan böyle şeye girişemeyeceklerini bilmişti. Belki de emir uyanıkken değil rüyada verilmişti; hemen yerine getirmeye koştular ki, itâat ve ihlâsları daha iyi görülsün. (Tü'mer) şeklinde muzâri verilmesi rüyanın tekrarından dolayıdır.

"İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” boğazlanmaya yahut Allah'ın takdirine. Nâfi' ye'nin fethi ile (setecidüniye) okumuştur.

102 ﴿