51Bir insan için, vahiy yahut perde arkasından olmak veyahut bir peygamber gönderip de izni ile dilediğini vahyetmek dışında Allah'ın onunla konuşması olmadı. Şüphesiz o, pek yüce, hikmet sâhibidir. "Bir insan için vahiy dışında Allah'ın onunla konuşması olmadı". Vahiy süratle idrak edilen gizli söz demektir, çünkü o, temsildir, zât itibarı ile arka arkaya gelen ses dalgalarına bağlı harflerden oluşmuş değildir. Bu (vahiy) şifahen (sesli) olanı da içine alır, Meselâ Miraç hadisinde olduğu ve Allah’ı görme hadisinde vaat edilen gibi. Gâipten gelen sesi de içine alır, Meselâ Mûsa için Tuva ve Tûr dağ ve vadilerinde olduğu gibi. Ancak (yahut perde arkasından olması) kavlinin ona atfı bunun birinciye hâs olduğunu gösterir. Bu itibarla âyet Allah'ı görmenin mümkün olduğuna delildir, imkânsız olduğuna değil. Şöyle denilmiştir: Konuşmaktan murat edilen ilhamdır, kalbe getirmektir ya da meleğin peygamberlere indirdiği vahiydir. O zaman "yahut bir peygamber gönderip de izni ile dilediğini vahyetmek” kavlinden, ya da ona (beşere) bir peygamber göndermek, o da emrettiği gibi vahyini tebliğ etmek murat edilmiş olur. Vahyen lâfzı da üzerine atfedilen şeyle birlikte mastar (mef'ûlu mutlak) olarak mensûbtur, çünkü min verai hicabin kavli mahzûf kelâmın sıfatıdır, irsal peygamber göndermek de bir nevi kelâmdır. Vahyen ile yürsile'nin iki mastar olup, min verai hicabin de zarf olarak hâl olmaları da câizdir (muhiyen, mürsilen, müsmian). Nâfi' lâm Merfû' olarak evyürsilü şeklinde okumuştur. "Şüphesiz o pek yücedir” mahlukların sıfatlarından "hikmet sâhibidir” hikmetinin gereğini yapar; bazen aracı ile konuşur, bazen de aracısız konuşur, onu da ya açıktan ya da perde arkasından yapar. |
﴾ 51 ﴿