26Yemin olsun, gerçekten onlara size vermediğimiz imkânları vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ne kulakları ne gözleri ne de kalpleri onlardan hiçbir şey savmadı. Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay ettikleri şeyler onları kuşattı. (Gerçekten onlara size vermediğimiz imkânlar vermiştik) in edâtı nâfiyedir bu da burada mâ’dan daha güzeldir. Çünkü mâ olursa lâfzan tekrar olur, bunun içindir ki, mehma'da elifi he'ye kalp olunmuştur ya da in şartıyedir, cevabı mahzûf, takdiri de şöyledir: Onları öyle bir yere yerleştirdik ki, eğer sizi oraya yerleştirse idik, taşkınlığınız daha çok olurdu ya da in sıladır (zâittir) şu beyitte olduğu gibi: Kişi görmediği şeyi umar durur, Önüne mani olan engeller çıkar. Birincisi (in'in nafiye olması) daha açık ve "onların üstleri başları daha düzgündü” (Meryem: 74) ve "sizden daha kuvvetli ve eserleri de daha çoktu” (Ğafir: 21) âyetlerine daha uygundur. "Onlara kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ne kulakları ne gözleri ne de kalpleri onlardan hiçbir şey savmadı” az bir şey bile. (Çünkü onlar Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı) iz, mâ ağna'ya mütealliktir, o da illet yerine geçen bir zarftır. Çünkü hüküm ona izafe edilen şeye bağlanmıştır. Haysü de iz gibidir. "Alay ettikleri şeyler onları kuşattı” alay ettikleri azâp demektir. |
﴾ 26 ﴿