30İşte tıpkı senden evvel peygamberler gönderdiğimiz gibi, seni de kendilerinden önce nice ümmetler geçmiş bir ümmet içinde gönderdik ki, sana vahyettiğimizi yani Kur’ân-ı onlara okuyasın. Onlar, Rahmân'ı inkâr ediyorlar. Şöyle ki, Rahmân'a secde etmekle emrolunduklarında “Rahmân neymiş? ” demişlerdi. Ey Resûlüm Muhammed! Onlara De ki: “O, benim Rabbimdir. Ondan başka ilah yoktur. Ben ancak O'na dayandım, tevbe de ancak O'nadır. “ Aşağıdaki Âyet-i kerîme, müşriklerin Hazret-i Peygamber'e: “ eğer peygambersen, Mekke'nin etrafını çevreleyen dağları bizlerden uzaklaştır da, yerlerini bizim için nehirlere ve kaynak sularına çevir ki, ağaç dikip ziraat yapalım. Ayrıca bizim için ölmüş atalarımızı dirilt de senin peygamber olduğuna dair bizimle konuşsunlar“ demeleri üzerine nâzil olmuştur. Bir Kur’ân ki, onunla dağlar yürütülse yerlerinden kaldırılsalar veya onunla yer yarılsa, yahut onunla diriltilmek suretiyle ölüler konuşturulsa, o kâfirler yine îman etmezler. Fakat bütün işler, Allah'a aittir. Başkalarına değil. Binaenaleyh; o kâfirlere ileri sürdükleri mu'cizeler verilse bile, ancak Allah'ın imanını dilediği kimseler îman eder. Onların dışında kimse îman etmez. Sahabe-i Kiram, müşriklerin îmanlarını ümit ederek, Hazret-i Peygamber'den ileri sürdükleri mu'cizeleri izhar etmesini arzu edince Âyet-i kerîme’nin devamı nâzil oldu: Îman edenler hâlâ bilmedi mi ki, eğer Allah dileseydi, hiç mu'cizeye gerek kalmadan bütün insanları toptan imana hidâyete erdirirdi. Mekkelilerden küfredenlere ise, kendi yaptıkları yüzünden yani küfretmeleri yüzünden öldürülmek, esirlik, harb ve kıtlık gibi belânın tüm çeşitlerinden onları helâke götürecek bir musibet gelip duracak yahut Ey Resûlüm Muhammed! sen ordunla birlikte yurtları Mekke yakınlarına konaklayacaksın. Nihayet Allah'ın onlar üzerine zafer vaadi gelecektir. Şüphesiz ki, Allah, vaadinden dönmez. Nitekim Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hûdeybiye'de konaklamış ve nihayet Mekke'nin fethi gelip çatmıştır. |
﴾ 30 ﴿