20

"Hani Mûsâ kavmine şöyle demişti:

"- Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden nice nebiler çıkardı ve sizi kral (melik)lar yaptı. Alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."

A- "Hani Mûsâ kavmine şöyle demişti :

"- Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın."

Bu istinaf cümlesi, İsrâiloğullarından mîsak alındıktan sonra ne yaptıklarını ve iltisaklarını nasıl bozduklarını açıklar. Bu cümlenin makabli ile olan bağlantısı, burada zikredilenler ve Peygamberimiz’in açıkladığı gerçeklerdir. Burada Peygamberler arasında bir fetret dönemi de yoktur.

Bu âyetin başında Peygamberimiz'e (sallallahü aleyhi ve sellem) hitab eden bir fiil-i mukadderdir. Bu hitabın Ehl-i Kitab'a yapılmaması, Ehl-i Kitabin işledikleri bazı cinayetlerin Peygamberimiz -âs: tarafından onlara anlatılması içindir. Yani:

"- Ey Resûlüm! Onlara o vakti hatırlat ki, hanı Mûsâ (aleyhisselâm), kavmine nasihat ederken onları kendine izafe etmek suretiyle onlara şefkatini izhar etmiş ve şöyle demişti:

"- Ey kavmim! Allahü teâlâ'nın size olan nimetini tezekkür edin."

Emrin, maksud olan olaylara değil de, olayların içinde vuku bulduğu vakte tevcih edilmesi, mübalağa içindir. Çünkü vaktin ha fırlatılmasından istidlal edilen, onda meydana gelen olayların anlatılmasıdır.

Bir de vakit, içinde vukua gelen olaylara tafsilatıyla şâmildir. Bu itibarla vakit düşünüldüğü zaman, onda vukua gelmiş olaylar tafsilatıyla düşünülmüş ve sanki müşahede edilmiş olur.

B- "O, içinizden nice nebîler çıkardı ve sizi kral (melik)lar yaptı."

O vakti anın ki, Allahü teâlâ, sizin içinizden, sizin akrabalarınızdan çok sayıda sayan-ı hürmet Peygamberler çıkardı. Nitekim İsrâıloğullarından olduğu kadar hiçbir ümmetten Peygamber çıkmamıştır.

Benî İsrâl'den çok sayıda Peygamber ve çok sayıda hükümdar çıkmıştır.

"Sizden" kelimesinin karşılığı olan "fi-küm" veya "min-küm" kelimesinin zikredilmemiş olması, mânânın açık olmasından dolayıdır. Veya minnet yüklemek makamında hepsi hükümdar kabul edilmiştir. Zira hükümdarların akarabaları da iftihar ederken "biz hükümdarlar..." derler. Ancak bundan önce Peygamberler için aynı üslup kullanılmamış, orada "içinizden" kelimesinin karşılığı olan "fi-küm" açıkça zikredilmiştir. Çünkü nübüvvet makamı, o kadar şerefli ve erişilmesi zor bir makamdır ki, Allahü teâlâ'nın seçip üstün kılmadığı kimselere, mecazî anlamda da olsa, nübüvvet nisbet edilmesi uygun düşmez.

"Melik / hükümdar, kral" konusunda ise birbirinden farklı tarifler vardır. Söyle ki:

1-İsrâıloğulları, Mısır'da Kibritlerin elinde köle idiler. Sonra Allahü teâlâ, onları kurtardı. İşte onların bu kurtuluşu hâkimiyet olarak vasıflandırılmıştır.

2-Melik, içinde akar suyu da bulunan geniş meskeni olan kimsedir.

3-Melik, evi ve hizmetçileri olan kimsedir.

4-Melik, yorucu ve meşakkatli işler yapmaya ihtiyacı olmayacak kadar zengin olan kimsedir.

C- "Alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."

Allah;

denizin yarılması,

firavun ve askerlerinin suya garkedilmesi,

bulutun gölge etmesi,

- yiyecek olarak gökten bıldırcın ile kudret helvası indirilmesi gibi mucizeleri başka ümmetler için değil yalnız sizin için gerçekleştirmiştir.

20 ﴿