33"Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri ya da asılmaları ya da el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da bulundukları yerden sürülme (nefyedılme)!eridir. İşte bu, onların dünyadaki rezilliğidir. Onlar için âh lirette de büyük bir azab vardır." A- "Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezası ancak, öldürülmeleri ya da asılmaları ya da el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da bulundukları yerden sürülme (nefyedılme)lerıdır." Bundan önce, haksız yere katlın büyük bir cinayet olduğu beyan edilmişti. Şimdi bu istinaf kelâmı ile katlin belli bir kısmının ve bununla ilgili olarak soygun ve benzeri gibi yeryüzünde fesad çıkarma filinin hükmü beyan edilmekte ve dünya ve ahirettekı cezası tayin edilmektedir. Ayrıca bundan önce mücmelen işaret edilen ve katli mubah kılan fesadın izahı da bu kelâma dercedilmiştir. "Allah'a ve Resulüne karşı savaşanlar / Yuhârıbûnedlâhe ve resûlehu" dan murad, bir kavle göre Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) karşı mücadele edenler demektir. Burada önce Allahü teâlâ'nın zikredilmiş olması, Resûlüllah İn (sallallahü aleyhi ve sellem) Allah (celle celâlühü) katındaki mertebesinin ne kadar yüksek olduğuna dikkat çekmek içindir. Allah'ın (celle celâlühü) şeriatinin taraftarları ve yolunun sâlikleri olan Müslümanlara karşı savaşmak da, Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) karsı savaşmaktan mâduttur. Bu nedenle âyette belirtilen hüküm, asırlar sonra da olsa, Müslümanlara karşı savaşanları delâlet ve kıyas yoluyla değil, fakat ibare yoluyla kapsar. Çünkü bir konuda nass bulunması, şifahî hitab olmadığı için; -onun hükmünü, nüzul zamanındaki mükelleflere mahsus kılmaz, -onu başkasına teşmil etmek için de ayrı bir delile ihtiyaç bırakmaz. Bir başka görüşe göre ise, asıl maksad, Müslümanlara karşı savaşanların hükmünü belirtmektir. Ancak bu, Müslümanları ta'zim için, Allahü teâlâ ile Resulüne karşı savaşmak olarak ifade edilmiştir. Yani Allah'ın ve Resulünün dostlarına karşı savaşanlar.. .demektir. "Harb" kelimesinin asıl mânâsı soygundur; burada murad yol kesmektir. Bazılarına göre, şehirde de olsa, hırsızlık yoluyle başkasının malını almaktır. Bu âyetin nüzul sebebi hakkında değişik rivâyetler vardır: 1- Bu âyet, Hilâl b. Uveymir el-Eslemî'nin kabilesi hakkında nazil olmuştur. Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) adı geçen kabile reisi ile yaptığı andlaşmaya göre bu kabile: Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) yardım etmeyecek; fakat onun aleyhine başkalarına da yardımda bulunmayacak; o kabile nezdinde Müslümanlar güvende olacak; Resûlüllah'a gitmek üzere Hilâl'e uğrayanlar da güvende olacak; onlara saldırılmayacaktı. Sonra Beni Kenâne'den bir topluluk, Hilâlin bulunmadığı bir gün Müslüman olmak üzere, o kabile topraklarından geçerken yollarını kestiler, katlettiler ve mallarını aldılar. 2- Bu âyet, Ureynekler hakkında nazil olmuştur. 3- Bu âyet, Kitab Ehlinden olup Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile aralarında bir andlaşma bulunan ve sonra bu andlaşmayı bozup Müslümanların yollarını kesen ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaran bir topluluk hakkında nazil olmuştur. Allah (celle celâlühü) ile Resulüne karşı savaşan ve bozgunculuk yapanlar için uygulanacak müeyyideler derece itibariyle mütefavittir. Şöyle ki: - Öldürmek fakat malını almamak; - Hem öldürmek hem malını almak; - Malını almak fakat kendisini öldürmemek, - Sadece korkutmak. İşte âyette bu cezalar açıklanmaktadır. 1- Eğer failler yalnız katil suçunu işlemişlerse, hadd olarak ölüm cezası uygulanır. Ancak ceza asılarak infaz edilmez. Bu ceza (kısas değil) hadd kabilinden olduğundan velilerin affetmesiyle de ortadan kalkmaz. Çünkü hadd cezaları, şeriat hakkıdır. Bu meselede katlin, bir âletti ceriha (kesici ve delici bir âlet) ile işlenmesiyle başka bir şekilde işlenmesi arasında da hüküm farkı yoktur. 2-Eğer failler mazlumu hem öldürmüş, hem de malını gasbetmişlerse ölüm cezası asılarak infaz edilir. Yani canlı olarak asılır ve ölünceye kadar mızrakla karınları yarılır. Zahir rivâyete göre devlet reisi (imam) muhayyerdir; dilerse, bununla yetinir; dilerse onların el ve ayaklarını çaprazlama keser ve onları asarak öldürür. 3-Eğer failler, bir Müslümamn veya zimmînin (gayri Müslim vatandaşın) yalnız malını gasbetmişlerse, sağ elleri ile sol ayakları kesilir. Bu cezanın verilebilmesi için gasbedilen mal, âsilere bölündüğü takdirde her birine on dirhem veya onun değerinde bir meblağ düşmesi lazımdır. Bu müeyyidede ellerin kesilmesi, malı haksız olarak almalarının; ayakların kesilmesi de, yol güvenliğini bozup yolu korkulu hale getirmelerinin cezasıdır. Eğer bu haydutlar, korku salmak ve fesad çıkarmak için harekete geçmekten başka bir şey yapmamışlarsa, bulundukları yerden sürülürler. Biz Hanefîlere göre sürülmekten maksad, hapsedilmektir. Çünkü hapis cezası, onların insanlara dokunabilecek şerrini önlemek için yervüzünden sürülmeleri demektir. Bu cezanın yanı sıra onlar, yol güvenliğini ihlal ettikleri ve etrafa korku salmaya başladıkları için de tazîr cezasına da çarptırılırlar. {İslâm ceza hukukunda cezalar iki kategoride toplanır: a)Hadd cezaları. Bu cezalar mahduttur (bellidir); duruma ve maşlahate göre değişmez. b)Tazîr cezaları. Bu cezalar duruma ve maslahate göre değişir; cezanın tayininde kadîlere (kadılara) takdir hakkı verilmiştır. Tazir cezasının asgarisi suçluyu teşhirdir; en ağırı da idamdır.} İmam Şafiî'ye göre ise, memleket memleket sürülür; kendisi yakalanmak korkusuyla kaçarken hep aranır. Bir görüşe göre ise, yalnız kendi memleketinden sürülür. Nitekim İslâm'ın ilk uygulamaları döneminde bu cezaya mahkûm olanlar, Tihâme'nın sonunda bulunan Dehlek şehri ile Habeşistan'da bulunan Nası' şehrine sürülüyorlardı. B- "İste bu, onların dünyadaki rezilliğidir. Onlar için âhtirette de büyük bir azab vardır." Yukarıda anlatılan hükümler ve cezalar, onların dünyadaki zillet ve rüsvaylığıdır, âhirette de onların işledikleri cinayetlerin karşılığı olarak kendileri için büyük bir azab vardır. |
﴾ 33 ﴿