54

"Ey iman edenler! Sizden kim dininden döner (irtidad eder)se şunu bilsin:

Allah pek yakında öyle bir kavim, getirir ki O, onları sever; onlar da O'nu severler. Onlar mü'minlere karşı alçak gönüllü fakat kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Allah yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayıcının (lâimin) kınamasıdan (levminden) korkmazlar. İşte bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir inayeti (fadzlı)dir. Allah, lûtfu ve ilmi son derece geniş olan (vâsi')dır, her şeyi hakkıyla bilen (A'lîm)dir."

A- "Ey iman edenler ! Sizden kim dininden dönerse şunu bilsin:

Allah pek yalanda öyle bir kavim getirir ki O, onları sever; onlar da O'nu severler."

Bundan önce Allahü teâlâ, Yahudileri ve Hıristiy anları dost edinmeyi nehyetmiş, onları anlatıldığı şekilde dost edinmenin, dinden irtidat sebebi olduğunu ve onları dost edinen münafıkların akıbetini açıklamıştı. Şimdi burada mutlak olarak mürtecilerin halini beyan ediyor.

Rivâyete göre, on bir fırka İslâm'dan döndü. Bunlardan üçü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatta iken irtidad ettiler.

1- Bunlardan biri Benû Müdlic'tir. Reisleri Zül-Hımar Esved el-Ansî idi.

Bu adam bir kâhindi, Yemen'de peygamberlik davasına kalkıştı. Kendi bölgesinde bazı beldeleri istilâ ettikten sonra Resûlulkıh'ın memurlarını oradan çıkardı.

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), bu yalancı peygamberin çaresine bakmaları için Yemen valisi Muaz b. Cebel ile Yemen ulularına mektublar yazdı. Nihayet Allahü teâlâ, onu, Firûz el-Deylemi eliyle helâk etti.

Firûz el-Deylemi, bir gece baskını ile onu öldürdü. Aynı gece Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), onun öldürüldüğünü haber verdi. Bu haberi duyan Müslümanlar sevindi. Fakat ertesi gün de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat etti. Esved el-Ansî'nin resmi ölüm haberi ise, ancak Rebiulevvel ayının sonunda Medine'ye ulaştı.

2- Resûlüllahin (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatında irtidat eden diğer bir fırka da Müseylemetü'l-Kezzab'ın kavmi Benû Hanife'dır.

Bu adam da peygamberlik iddiasında bulundu ve Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle bir mektup yazdı:

"Resûlüllah Müseylıme'den Resûlüllah Muhammed'e!..

İmdi, yeryüzünün yarısı benim, yarısı da senindir! "

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de şöyle cevap verdi:

"Resûlüllah Muhamedd'den yalancı Müseylime'ye !..

İmdi, şüphesiz ki Allah, yeryüzüne kullarından dilediğini vâris kılar. Akıbet, Allah'tan gereğince korkup sakınanların (takva veya sorumluluk sahibi olanların)dır."

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) in vefatından sonra Ebû Bekir (radıyallahü anh) Müseyleme üzerine bir ordu sevketti ve Müseyleme, Hamza'nın (radıyallahü anh) katili Vahşî'nin eliyle öldürüldü.

Bu konuda Vahşî şöyle dermiş:

"- Kateltü fi cahiliyyetî hayra'n-nâse ve fi İslâmî şerra'n-nâse — Ben, cahilıyetimde (Müslüman olmadan önce) insanların en hayırlısını ve Müslümanlığım döneminde de insanların en şerlisini öldürdüm."

3-Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatında irtidat eden fırkalardan biri, Tulayha b. Huvaylid'in kavmi Benû Esed'dir.

Bu adam da peygamberlik iddiasında bulundu. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) in vefatından sonra Ebû Bekir (radıyallahü anh), ona karşı Hâlid b. Velîd ((radıyallahü anh) öl. 642) kumandasında bir ordu gönderdi ve Tulayha, Şam'a kaçtı; sonra İslâmiyetı kabul etti ve islâmî hayatı da güzel oldu.

Ebû Bekir'in (radıyallahü anh) hilafeti döneminde de yedi fırka irtidat etti. Bunlar şu kabilelerdir:

4-Uyeyne b. Hısn'in kavmi Fezâre,

5-Kurre b. Seleme el- Kuşeyrî'nin kavmi Gatafan,

6-Fücâe b. Abdi Yâleyl'in kavmi Benû Süleym,

7-Mâlik b. Nüveyre'nin kavmi Benû Yerbû,

8-Yalancı peygamber Secah binti Münzirîn etkili olduğu Temim'den diğer bazı kabileler. Bu Secah denen kadın Müseylemetü'l-Kezzab ile evlenmiştir.

Diğer kabileler de şunlardır:

9- Eş'as b. Kays'ın kavmi Kinde,

10- Bahreyn'deki el-Hatam b. Zeyd'in kavmi Bekir b. Vâil.

Allahü teâlâ, Ebû Bekir'in (radıyallahü anh) eliyle bunların müstahakkını verdi; isyanlar bastırıldı.

11- Ömer'in (radıyallahü anh) hilafeti zamanında da Cebele b. Eyhem'in kavmi Gassan kabilesi irtidad etti. 19

Cebele b. Eyhem, birine attığı tokatın kısasına razı olmadığı için Bizans'a sığındı.20

Burada verilmek istenen haber şudur:

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allahü teâlâ onları helâk ettikten sonra onların yerine öyle bir kavim getirir kı O, onları sever; onların dünyası ve ahireti için hayırlı olanı irade buyurur. Onlar da, O'nu severler; O'na itaat eder ve isyandan sakınırlar."

Bu bahtiyar kavmin kimliği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür: 1 - Bu kavim Yemen halkıdır.

Çünkü rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Mûsâ el- Eş'arî'yi göstererek "Kavmün hâza / İşte onlar, bunun kavmidir" buyurmuştur.

2-Onlar Medîne'li Sahabiler yani Ensar'dır.

3-Onlar Farslardır.

Çünkü rivâyete göre, Peygambere bunların kim oldukları sorulmuş ve o da mübarek elini Selman (radıyallahü anh) ın omzuna koyarak:

"- Onlar bu zat ve adamlarıdır" buyurmuş ve sonra da şöyle devam etmiştir:

"- Eğer iman, Ülker yıldızına asık olsaydı, Fars'ın oğullanmadan bazıları ona ulaşırlardı."

4- Onlar Kadisiye savaşında savaşan Neha' kabilesinden iki bin, Kinde kabilesinden beş bin ve diğer insanlardan da üç bin mücahiddir. 21

B- "Onlar mü'minlere karsı alçak gönüllü, fakat kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar."

Allahü teâlâ'nın, mürtecilerin helakinden sonra onların yerine getireceği kavım, mü'minlere karşı gayet yumuşak, merhametli ve mütevazı; kâfirlere karşı ise şedid, zorlu ve gaalibdir. Nitekim diğer bir âyette de meâlen şöyle buyrulur:

"Kâfirlere karşı şiddetti, kendi aralarında merhametlidirler." (Fetih 48/29)

C- "Allah yolunda cihad ederler."

Yukarıda söz konusu edilen kavmin diğer bir sıfatı da cihada karşı istekli olmaktır. Bu cümle, makabline terettüb ve mâba'di ile beraber onların izzetinin keyfiyetini beyan eder.

Ç- "Hiçbir kınayıcının (lâimin) kınamasın adan (levminden) korkmazlar."

Onlar, Allahü teâlâ yolunda cihadı ve dindeki kararlılığı birleştirmişlerdir. Bu kelâm, münafıklara bir tarizdir. Çünkü onlar, Müslüman askerler içinde sefere çıktıkları zaman Yahudi dostlarından korkarak onların kınamasına sebep olacak işler yapmıyorlardı.

D- "İşte bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir inayeti (fadzlı)dir."

Burada uzak işareti olan "zâkke / işte o" kerimesinin kullanılması, işaret edilen vasıfların faziletçe çok yüksek olduğunu zımnen bildirmek içindir.

Onların bu üstün vasıfları Allahü teâlâ'nın lütuf ve ihsanı eseridir. Allah, hikmet ve maslahatı gereği onu dilediğine verir; dilediği kimseyi onun kesbine ve tahsiline muvaffak kılar.

E- "Allah, lûtfu ve ilmi son derece geniş olan (Vâsi')dır, her şeyi hakkıyla bilen (A'lîm)dir."

Allahü teâlâ'nın lütuf ve ihsanları çoktur; O, bütün eşyayı ve ezcümle ihsana ve tevfike kimin ehil olduğunu gayet iyi bilir.

Bu itirazî (ara) cümle, makablini açıklayan bir zeyl mahiyetindedir.

Ism-i celilin zamir makamında zahir olarak zikredilmesi, illeti (yani Allah olmanın gereğini) bildirmek ve itirazı cümlenin istiklâlini tekid etmek içindir.

54 ﴿