111"Hani havarilere şunu vahyetmiştim: "- Bana ve Resulüme iman edin." Şöyle demişlerdi: İman ettik; şâhid ol, biz gerçekten Müslümanlarız." A- "Hani havarilere şunu vahyetmiştim:" Bu cümle de, daha önce hatırlanması emredilen nimetlerle ilgili cümlelere atıftır. Bu cümle ile ifade edilen, Ruhüi-Kuds ile desteklemek, kitab ve hikmeti öğretmek ve diğer harikalar gibi, fakat onlardan farklı ve son derece güzel vahiy nimetidir. Bu cihetten hatırlanması emredilmiştir. Allahü teâlâ'nın havarilere vahyetmesi, İncil'de İsa'nın (aleyhisselâm) lisanıyle onlara emretmesi demektir. Diğer bir görüşe göre ise, bu vahiy, Allahü teâlâ'nın onlara ilham etmesi demektir. Nitekim, "Mûsa'nın annesine şöyle vahyettik: - onu emzir." (Kasas 28/7) âyetinde de bu anlamdadır. B- "Bana ve Resulüme iman edin." Bu cümle, vahyedileni tefsir eder. İsa'nın (aleyhisselâm) Resul unvaniyle zikredilmesi, ona iman edilmesinin keyfiyetine dikkat çekmek içindir. Yani İlâh ve Rab olarak yalnız Bana ve Resulümün de risâletine iman edin. Onu makamından aşağı da indirmeyin, yukarı da çıkartmayın. C- "Şöyle demişlerdi: "- İman ettik; şâhid ol, biz gerçekten Müslümanlarız." Bu cümle, kelâmın siyakından doğan bir suale cevap mahiyetindedir. Sanki, "- Kendilerine öyle vahyedilince, onlar ne dediler?" denmiş de onlar da: "- Biz inandık, iman ettik; Sen şâhid ol ; biz gerçekten samimiyiz." demişlerdir. İsâ (aleyhisselâm) ya lütfedilen diğer nimetler gibi bu da büyük bir nimettir. Bütün bunlar, İsa'nın (aleyhisselâm) validesi için de nimettir. Rivâyete göre, İsâ (aleyhisselâm), bu büyük nimetler kendisine hatırlatılınca, kıldan elbiseler giymeye, ağaç kabuklarından yemeye, hiç yiyecek saklamamaya başladı. O: "- Her günün rızkı var" derdi. Onun harab olacak evi, ölecek çocuğu yoktu. O, nerede akşam olursa orada yatardı. |
﴾ 111 ﴿