115

"Allah da şöyle buyurdu:

"- Şüphesiz Ben onu size indireceğim. Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse âlemlerde hiç kimseye etmediğim kadar ona azab edece-ğım."

A- "Allah da şöyle buyurdu:

"- Şüphesiz Ben onu size indireceğim."

Bu cümle de bir istinaf cümlesidir.

İsâ (aleyhisselâm), sofranın indirilmesini niyaz ederken inzal fiilini kullandığı halde Allahü teâlâ icabetini belirtirken ziyade ifade eden tenzil fiilini kullanmıştır. Bu ilâhî lütuf ve ihsanın kemâlini göstermek içindir. En'âm (6) sûresinin 63 ve 64. âyetlerinde de bu üslûb kullanılır. (Orada da kurtarmak anlamında incâ fiilinden sonra aynı mânânın çokluğunu belirten tencıye fiili kullanılmıştır.)

İlâhî icabet ifade eden mezkûr cümlenin başında tahkik (İnnî / Şüphesiz Ben) kelimesinin bulunması ve ondan sonra isim kipi "münezzilü'lıün kullanılması,

ilâhî va'dın kesinliğini,

onun mutlaka gerçekleşeceğini,

hiçbk şeyin ona engel olamayacağını ve bunun devam edeceğini bildirir. Yani Ben size o sofrayı çok kere indireceğim, demektir.

Diğer bir görüşe göre ise, âyette kullanılan inzal ve tenzil aynı mânâdadır.

B- "Ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse âlemlerde hiç kimseye etmediğim kadar ona azab edeceğim."

O sofranın indirilmesinden sonra sizden kim inkâr ederse, ona bütün zamanlarda dünya insanlarından, hiç kimseye etmediğim bir azab ile azab edeceğim.

Bir görüşe göre, onlar bu ağır va'dı duyunca, bazılarının küfre düşmesinden korktular; sonra bundan affedilmelerini talep edip "Biz, o sofrayı istemiyoruz" dediler. Böylece sofra inmedi. Mücâhid ile Hasen, bu görüştedir.

Ancak sahih olan bu ümmetin cumhûrunun ve meşhurlarının görüşüne göre, o sofra inmiştir.

Rivâyete göre, İsâ duayı yaptı ve Allahü teâlâ da duayı kabul etti. Bir de baktılar ki., kızıl bir sofra, biri üstünde, diğeri de altında olmak üzere iki bulut arasında iniyor; nihayet onların bakışları arasında sofra önlerine indi. Bu sırada İsâ (aleyhisselâm) ağlamaya başladı ve:

"- Allah'ım! Beni şükredenlerden eyle! Allah'ım! Bu sofrayı âlemlere rahmet eyle; onu azab ve işkence eyleme!" dedi.

Sonra kalkti; abdest aldı; namaz kıldı ve ağlamaya başladı. Sonra: " Rızık verenlerin en hayırlısı Allah'ın ismiyle!.." diyerek sofranın üstündeki örtüyü kaldırdı. Bir de ne görsünler, kızartılmış bir balık; pulları yok; kılçıkları yok; yağı akıyor. Bas tarafının yanında tuz ve kuyruk tarafının yanında da sirke var. Çevresinde de pırasadan başka her çeşit bakliyat var. Sofrada ayrıca beş tane pide var. Bir pidenin üstünde zeytin var; birinin üstünde bal var; birinin üstünde yağ var; birinin üstünde peynir var; beşincısinin üstünde de pastırma var.

O zaman. Havarilerin başı Şem'ûn dedi ki:

"- Ey Ruhallah (İsâ)! Bunlar dünya yemekleri mi, ahiret yemekleri mi?" İsâ (aleyhisselâm):

"- Bu yemekler, ikisinden de değildir; fakat Allahü teâlâ'nın, yüce kudretiyle yarattığı bir şeydir. İşte istediklerinizi yeyin ve şükredin; Allah size inayet edecek ve size olan lütfunu arttıracaktır."

Havarîler:

"- Ya Ruhallah! Bu mucizenin içinden başka bir mucize de göstersen..." dediler.

İsâ (aleyhisselâm):

"- Ey balık! Allah'ın izniyle hayata dön!" dedi. Hemen balık, kıpırdamaya başladı. Sonra İsâ ona:

Eski haline dön!" dedi ve balık da, kızartılmış haline döndü. Sonra sofra (mâide) göğe doğru uçmaya başladı.

Bu mucizeyi görenlerden bazıları sonra yine isyan ettiler; sonunda onlar maymunlar ve domuzlar şekline döndürüldüler.

Bir görüşe göre, bu sofra kırk gün müddetle zaman zaman (veya gün aşırı) inmeye devam etti. İndiği zaman fakirler, zenginler, küçükler, büyükler başına toplanıp yiyorlardı ve nihayet öğleden sonra onların bakışları altında göğe uçuyordu. Ve o sofradan hangi fakir yemişse, ömrü boyunca zengin yaşadı ve ondan yiyen her hasta, şifa buldu ve bir daha hiç hastalanmadı.

Sonra Allahü teâlâ, İsa'ya (aleyhisselâm) şöyle vahyetti:

Benim mâidemi (soframı) fakirlere ve hastalara tahsis et; zenginler ve sağlıklılar ondan faydalanmasın!"

Fakat bazıları bu emre karşı geldiler. Sonunda kimileri, domuzlar şeklinde mesholdular. Bunlar yollarda ve çöplüklerde dolaşıyor ve bahçelerdeki pislikleri yiyorlardı. İnsanlar bunların hâlini görünce, dehşete kapılıp İsa'ya sığındılar ve mesholanların haline ağladılar. O domuzlar da, İsa'yı (aleyhisselâm) görünce ağlayıp etrafında dönmeye başlıyorlardı. İsâ onları tek tek isimleri ile çağırıyordu onlar da ağlıyor ve konuşamadıkları için başları ile işaret ediyorlardı. Bunlar üç gün yaşadıktan sonra helâk oldular.

İbn Abbâs (radıyallahü anh) tan rivâyet olunduğuna göre, İsâ (aleyhisselâm), onlara:

Önce üç gün oruç tutun; sonra dilediğinizi Allah'tan isteyin; size verecektir." Onlar da üç gün oruç tuttular. Nihayet orucu tamamladıklarında:

"- Biz bir şahıs için çalışmış olsaydık, işi bitirdiğimizde o şahıs, mutlaka bize yemek yedirirdi." dediler ve Allahü teâlâ'dan mâide istediler. Bunun üzerine melekler, bir sofra ile beraber onlara doğru yöneldiler. Melekler, o sofranın üstünde yedi pide ve yedi büyük balık taşıyorlardı. Nihayet sofrayı getirip önlerine koydular. Böylece ilk yemeye başlayanlar da, sonra gelenler de, doya doya yediler.

Kâ'bü'l Ahbar diyor ki:

"- Bu mucizevî sofra, baş aşağı olarak gökten indi. Melekler, yer ile gök arasında onu taşıyorlardı. Sofrada etten başka her türlü yemek vardı."

Katâde diyor ki:

Sofrada cennet meyvelerinden bir meyve de bulunuyordu."

Atıyye el- Avfi, diyor kı:

Gökten bir balık indi; bu balık etinde her yemeğin tadı vardı." Kelbi ile Mukatil de diyorlar ki:

"- Gökten bir balık ile yedi pide indi ve insanlar, Allah'ın dilediği kadar yediler. Sayıları binden fazlaydı."

Bu sofradan yiyen insanlar, nihayet köylerine, kasabalarına dönüp bu haberi yayınca, bunu gözleriyle görmeyenler, gülmeye başladılar ve:

"- Yazıklar olsun size! Adam sizin gözlerinizi büyülemiş" dediler.

Bu olaydan sonra Allahü teâlâ,

hakkında hayır dilediği kimseleri basiret üzerinde sabit kıldı;

fitneye düşmesini dilediği kimseler ise, eski küfürlerine döndüler;

sonra da domuz sekline dönüştürüldüler;

ve üç gün sonra helâk oldular.

Domuz şekline dönüştürülen bu insanlar, ondan sonra cinsel ilişkide bulunmadılar; yemediler ve içmediler.

115 ﴿