20

"Kendilerine Kitab verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanırcasına tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar var ya; artık onlar iman etmezler."

A- "Kendilerine Kitab verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanırcasına tanırlar."

Bu cümle daha önce geçen:

"- Biz, seni Yahudilere ve Hıristiyanlara sorduk..." şeklindeki sözlere cevabtır.

"Ellezîne âteyna hümü'l-kitabe - Kendilerine Kitab verdiklerinıız"den murad, Yahudilerle Hıristiyanlardır.

"Kitab" tan murat, Tevrat ve İncil'i de kapsayan kitab cinsidir.

Yahudilerle Hıristiyanların, "Kendilerine Kitab verdiklerimiz" olarak vasıflandırması, "ya'rifûnehu / onu tanırlar" fiilinin asıl kaynağını bildirmek içindir. Yani onlar,

- Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendi kutsal Kitaplarında yazılı hilyesi (dış görünüm tasviri)nden ve vasıflarından tanırlar;

- aynen öz oğullarını kendilerine has nitelikleriyle tanıdıkları gibi. Öyle ki, bunda asla şüphelen yoktur.

Rivâyete göre, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Medine'ye gelince, Ömer (radıyallahü anh), Yahudî asıllı Abdullah b. Selâm (radıyallahü anh) dan sordu:

Allahü teâlâ, bu âyeti Resulüne indirdi; bu nasıl bir tanımadır?" Abdullah b. Selâm

"- Ya Ömer! Ben onu aranızda görünce, öz oğlumu tanır gibi tanıdım. Hatta yemin ederim ki, ben, Muhammed’i öz oğlumdan bile daha iyi tanıyorum. Çünkü kadınların ne yaptıklarını bilemem. Ama Muhammed'in, Allahü teâlâ'nın hak Peygamberi olduğuna kesinlikle şahadet ederim."

B- Kendilerini hüsrana uğratanlar varya; artık onlar iman etmezler."

Ehl-i Kitab Yahudilerle Hıristiyanlardan ve müşriklerden bir çokları Allahü teâlâ'nın, yarattığı ilâhî fıtratı zayi ettiler ve imanı gerektiren delillerden tamamen yüz çevirdiler. Artık onlar iman etmezler, onların kalbleri mühürlenmiştir.

20 ﴿