35

"Eğer onların yüzçevir (i'raz et)meleri sana ağır geliyorsa haydi, yapabilirsen (istitaatin) varsa yerin içine (inebileceğin) bir delik (nefak, tünel) ya da göklere (çıkabileceğin) bir merdiven (süllem) bul da onlara bir âyet (mucize) getir. Eğer Allah, dileseydi onların hepsini hidayet üzerinde toplardı. O halde sakın cahillerden olma."

A- "Eğer onların yüzçevir (i'raz et)meleri sana ağır geliyorsa haydi, yapabilirsen (istitaatin varsa) yerin içine (inebileceğin) bir delik (nefak, tünel) ya da göklere (çıkabileceğin) bir merdiven (süllem) bul da onlara bir âyet (mucize) getir."

Bu istinafı kelâm, teselliden anlaşılan sabrın gerekliliğini te'kid eder. Çünkü sabırdan başka çare olmadığını bildirir.

Şunu demek ister:

"- Resûlüm, eğer senin getirdiğin Kur’ân-ı Kerim'e inanmaktan yüzçevirmeleri sana ağır ve zor geliyorsa..."

Nitekim daha önce hikâye edildiği gibi, onlar, Kur’ân'a "esatıîrü'l-evvelîn / eskilerin masalları" diyorlardı; ondan uzak duruyorlardı ve insanları da ondan uzak durmaya zorkıyorlardı.

Diğer bir görüşe göre ise, Haris b. Amir b. Nevfel b. Abdimenaf, Kureyş'lilerin huzurunda Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem)

"- Eski Peygamberlerin yaptığı gibi sen de bize Allah tarafından bir mucize getir; ben de seni tasdik edeyim!" dedi.

Ancak Allahü teâlâ, onların istediği mucizeyi vermedi. Bunun üzerine onlar da, Resûlüllah'tan yüz çevirdiler. Bu da ona ağır geldi. Çünkü Resûlüllah kavminin imana gelmesini şiddetle arzu ediyordu. Bunun için ne zaman Kureyşliler, bir mucize isteseler, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onların imana gelmesini umarak Allahü teâlâ'nın o mucizeyi indirmesini istiyordu. İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Şöyle demek isteniyordu:

"- Resûlüm, senin onlara getirdiğin mucizelerden yüzçevirmeleri, onları mucizeden saymamaları sana ağır geliyorsa ve onların ısrarla istediği mucizeyi behemahal onlara göstermek istiyorsan, yapabildiğin takdirde, yeryüzünün derinliklerine inmek için bir tünel veya göklere yükselmek için bir merdiven bul da, onların istediği mucizeyi getir!"

Bir diğer görüşe göre ise, yerin derinliğine inen tünel (nefak) veya göğe yükselen merdiven (süllem), mucizenin ta kendisidir.

Buna göre ondan sonra ki cümle onun için açıklamadır ve o takdirde "Âyetin" kelimesinin tenvini de tazım içindir. (Yani eğer yerin derinliğine bir tünel veya göğe doğru bir merdiven bulup da bunları büyük bir mucize olarak onlara takdim etmek isterseni haydi yap!)

Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), kavminin imana gelmesini o derece şiddetle arzu ediyordu ki, eğer mümkün olsa bunun için yerin altından veya göklerin yüceliklerinden bir mucize dahi getirebilirdi. Belki imana gelirler diye bunu bile yapardı. Ama bu onun elinde değildi.

B- "Eğer Allah, dileseydi onların hepsini mutlaka hidayet üzerinde toplardı."

Eğer Allahü teâlâ, sizin üzerinde bulunduğunuz iman üzerinde onları da toplamak isteseydi, bunu mutlaka yapardı. Onları da imana muvaffak kılardı. Böylece onlar da sizinle beraber inanmış olurlardı. Ancak onlar, delilleri müşahede etmekle beraber imkânları olduğu halde irade ve ihtiyarlarını hidayetten yana kullanmadılar. Allah (celle celâlühü) da onları imana muvaffak kılmadı. Yoksa Allah (celle celâlühü) onların hidayetlerini engellemedi.

Diğer bir görüşe göre ise, Allahü teâlâ dileseydi, onların hepsini imana zorlayacak bir mucize gösterip hepsini hidayet üzerinde toplardı. Ancak bunu yapmadı; çünkü o zaman hikmetin dışına çıkılmış olurdu.

C- "O halde sakın cahillerden olma."

Bu kelâm, Resûlüllah(sallallahü aleyhi ve sellem), onların İslâm'ı kabulü için bu kadar hırslı olmaktan ve imana gelmelerini umarak istedikleri mucizeleri göstermeye bu derece temayülden nehyetmektedir.

Yani vurgulanan şudur:

"Allahü teâlâ'nın, söz konusu iki vecihten biriyle onların hidayet ve imanını istemediği ortaya çıktıktan sonra artık onların İslâm'ına aşırı hırs göstermek veya o söyledikleri mucizelerin inmesini beklemek suretiyle ilâhî iradenin ve işlerin ne yolda tezahür ettiğini bilmeyen cahillerden olma."

Yukarıda da belirtildiği gibi, Allah'ın iradesi, onların ihtiyarî imanına taalluk ememiştir. Çünkü, onlar imana yönelmemişlerdir.

İlâhî iradenin onların mecburî imanına taalluk etmemesi ise, hikmetin dışına çıkılmasındandır. Çünkü imanın teşriî hikmeti, ihtiyar üzerine kurulmuştur.

Âyetin tefsiri hakkındaki ikinci görüşe göre (eğer Allah, onları imana icbar edecek bir mucize dileseydi), cahillerden murad, o mucizeyi isteyenler de olabilir. Bu takdirde Peygamberimizâfein onların bu mucize isteğine yardımcı olmaktan nehyedilmesi söz konusu olur.

35 ﴿