39

"Âyetlerimizi tekzib edenler, karanlıklar içindeki sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, dilediğini idlâl eder (saptırır, dalâlete düşürür), dilediğini de dosdoğru yol (sırat-ı müstakıîm) üzerinde bulundurur."

A- "Âyetlerimizi tekzib edenler, karanlıklar içindeki sağırlar ve dilsizlerdir."

Bu cümle, bundan önceki âyette geçen "Ma ferratna fi'l-kitâbi inin şeyin / Biz Kitab'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık" cümlesiyle bağlantılıdır.

Âyetleri tekzib edenler,

" (Resûlüm) içlerinde seni dinleyenler de var." (En'am 6/25) âyetinde zikredilen kimselerdir.

Ayrıntılı bir ifadeyle anlam şöyle olmak gerekir:

"Biz, Kur’ân'da bütün ömemlı şeyleri zikrettik. Böylece bütün bahane ve mazeretleri ortadan kaldırdık. Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; onlar sağırdırlar. Çünkü tefekkür ve anlayış kulağıyla bunları dinlemiyor ve duymak istemiyorlar. Onlara eskilerin masalları gözü ile bakıyorlar. Bunları mucize saymıyor ve başka mucizeler istiyorlar. Ayni zamanda onlar dilsizdirler. Çünkü hakkı konuşamazlar.

Bu sebelerle (Resûlüm) senin davetine icabet etmiyorlar."

"Fız-zutümat — karanlıklar içinde" ifadesi (yukarıda belirtildiği gibi) "karanlıklar içinde kaybolmuş" mânâsına geldiği gibi, dilsizlerin sıfatı olarak "karanlıklar içinde kalmış dilsizler" anlamına da gelebilir.

Bundan maksad, onların cehaletinin son derece köklü ve hallerinin kötü olduğunu belirtmektir. Çünkü sağır ve dilsizler görebiliyorlarsa, işaretle anlayabilir ve düşüncelerini, işaretle anlatabilirler.

Ama eğer sağır ve dilsiz olmanın yanı sıra bir de âmâ ise veya karanlıklar içinde ise, o takdirde anlama ve anlatma kapısı tamamiyle ona kapanmış olur.

B- "Allah, dilediğini idlâl eder (saptırır, dalâlete düşürür). Dilediğini de dosdoğru yol (stirat-ı müstakıîm) üzerinde bulundurur."

Bu cümleler onların, kalblerinin mühürlenmiş ve imana gelmeleri asla mümkün olmayan kimseler olduğunu beyanla hakikati tesbit ve geçen âyetleri açıklar.

Allahü teâlâ, dilediği kimsede dalâlet yaratır. Ancak bu,

o kimsenin hiç dahli olmdan cebir yoluyla değil,

fakat o kimsenin ihtiyarî iradesini dalaleti kazanma yönünde harcaması hâlinde gerçekleşir. "Allah, dilediğini idlâl eder." ifadesinin izahı böyledir.

Allahü teâlâ, doğru yolda gideni ondan saptırmaz ve o yolda sabit olan ayakları oradan kaydırmaz.

39 ﴿