41

"Hayır, yalnız O'na yalvarırsınız. Artık O, dilerse Kendisine yakındığınız azabı kaldırır (açar, keşfeder). Ve siz ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz."

A- "Hayır, yalnız O'na yalvarırsınız."

Bu cümle, makamdan açıkça anlaşıldığı gibi şu mukadder cümleye atıftır:

"- Allahü teâlâ'dan başkasına değil yalnız O'na yalvarırsınız."

B- "Artık O, dilerse kendisine yakındığınız azabı kaldırır."

Allahü teâlâ, onu kaldırmak isterse, duanızdan sonra onu kaldırır.

Bu cümle şunu açıklar:

Onların dualarının kabulü, genel bir kuraktı sonucu değil, fakat gizli hikmetleri olan Allah'ın (celle celâlühü) iradesine bağlıdır. Allahü teâlâ bu gizli hikmetler ilmini Kendisine tahsis etmiştir. Onun için, dünyevî ve uhrevî azabların kaldırılmasına ilişkin dualardan kimilerini kabul eder, kimilerini de etmez.

C- "Ve siz ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz."

Bu cümle daha önce geçen "Bel iyyahü ted'û'ne / Hayır, yalnız O'na yalvarırsınız" cümlesine atıftır.

Yani söz konusu felaketler karşısında siz elbette Allah'a (celle celâlühü) yalvarırsınız ve O'na ortak koştuğunuz putları tamamen unutur, terk edersiniz.

Atıf yoluyla birbiriyle bağlı bu iki cümle arasına "azabın kaldırılması'lun girmesi, buna son derece önem verildiğini ortaya koymak ve onun özellikle duaya terettüp ettiğini bildirmek içindir.

41 ﴿