51

"(Resûlüm), Rabb'ları huzurunda toplan (haşrolun)acak olmaktan korkan (havf eden)ları Kur’ân'la uyar (inzar et). Kendileri için O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. Umulur ki sakınırlar."

A- "(Resûlüm), Rabb'ları huzurunda toplan (başrolün)acak olmaktan korkan."

Bundan önce Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) şunlar anlatıldı:

Kâfirlerden öyle bir topluluk vardır ki onlar,

apaçık delillerden hiç öğüt almamış;

gördükleri mucizelerden hiç etkilenmemiş;

şuurlarını kaybetmiş ve ölüler haline gelmişlerdir.

O kâfirler, tekrar tekrar hüccetle iskât ve ilzam edilmelerine rağmen ibret ve öğüt almamış, uyarılar küfür ve inkârda ısrar etmelerinden başka bir fayda vermemiştir.

Şimdi burada Peygamber e, emredilen kısmen de olsa etkilendikleri umulan kimseleri inzar etmek (uyarmak)tir.

Bu kimseler, kendileri için Allahü teâlâ'dan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmayan o kıyamet gününde haşrin (Allah'ın huzuruna toplanmanın) gerçekleşeceğine inananlardır. Daha açık bir ifadeyle in zarı istenenler,

1 - Ehl-i Kitab ve öldükten sonra dirilmeyi kabul eden bazı müşrikler gibi haşre inanmakla beraber ataları olan Peygamberlerin veya putların şefaatlerinde tereddüdü bulunanlar,

2- Öldükten sonra dirilme hakkında bir söz dinlediklerinde kendi hallerinden dolayı, onların gerçek olmasından korkan veya haşirde ve şefaatte şüphesi olanlardır.

Haşri doğrudan doğruya inkâr edenlerle haşre inanmakla beraber ataları olan Peygamberlerin veya putların şefaatine kesin olarak inananlar ise, uyarılmaları emredilenlere dahil değildir.

Diğer bir görüşe göre ise uyarılmaları emredilenler, amellerde taksiratları olan mü'minlerdir. Ancak nazm-i kerimin sibakı ve siyakı buna müsait değildir. Hatta bunun sıhhatini imkânsız kılan şeyler de vardır. Nitekim ileride buna vâkıf olacaksın.

Kendisiyle uyarılma emredilen şey,

ya uhrevî azabtır,

ya da her ne suretle olursa olsun kendisiyle beraber ceza va'di vârid olan mutlak azabtır.

Mutlak mâlikiyet ve küllî tasarruf anlamını ifade eden "Rabb" unvanının zikri, mehabeti arttırmak ve korkuyu gerçekleştirmek içindir.

B- "Kendileri için O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır."

Bu ifade korkuyu mûcib haşrin Allah'ın dostluğundan mahrum kalmış insanlar için söz konusu olduğunu belirtir. Bu ifadeye göre hasır, başlı başına korkunç değildir. Onu korkunç kılan Allah'ın dostluğundan yoksun kalmış olmaktır. Haşirden korkması gerekenler, onun gerçekleşeceğini inkar edenlerle, ona inanmakla beraber o günde Allah'tan başkasının yardımına güvenenlerdir.

Bu ifade onların korkusunun bağlı okluğu şeyin teshilidir. Allah'tan başkasına umutlarını bağlamış olanlar onun yok olup gittiğini göreceklerdir. İşte bu yok oluş, Allahü teâlâ'dan başkasının dostluğudur. Nitekim diğer bir âyette de şöyle buyurulur:

" Allah'ın davetçisine uymayan kimse, yeryüzünde Allah'ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah'tan başka dostlar da yoktur." (Ahkaf 46/32)

Hulâsa belirtilmek istenen sudur:

" - Ey Resûlüm, kendi iddialarına göre umut bağladıkları şeylerden yardım görememek suretiyle hasrolunmaktan korkanları Kur’ân'ıle uyar!"

Bütün bunlardan "korkanlar" dan maksadın, taksiratlı mü'minler olmadığı açıkça anlaşılmış olur. Çünkü onların Allahü teâlâ'dan başka dostu (velisi) yoktur ki, o velinin yardımı olmayacak bir haşirden korksunlar. Mü'minler, ancak Allahü teâlâ'nın yardımı olmayacak bir haşirden korkarlar.

"Umulur ki sakınırlar, ittika ederler" cümlesi âyetin başında zikredilen emrin illetini bildirir. Şöyle ki:

"- Resûlüm, onları Kur’ân'ıle uyar ki, küfür ve günahlardan sakınsınlar; takva sahibi olsunlar. "

51 ﴿