52"(Resûlüm), sabah, akşam O'nun vechini (rızasını) dileyerek Rabblarına dua edenleri huzurundan kovma (tardetme)! Onların hesabından hiçbk şey senin üzerine ait değildir. Senin hesabından da hiçbir şey onlar üzerine ait değildir. Onları huzurundan kovduğun takdirde zâlimlerden olursun." A- "(Resûlüm), sabah, akşam O'nun vechini (rızasını) dileyerek Rabb'larına dua edenleri huzurundan kovma!" Rivâyete göre müşriklerin bazı reisleri, Ammar b. Yâsir (radıyallahü anh), Suheyb el-Rumî (radıyallahü anh), Habab b. el-Eret (radıyallahü anh), Selman el-Farısî (radıyallahü anh) ve benzeri fakir Müslümanları kasdederek, Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) dediler ki: . "- Eğer sen, şu köleleri, onların aç ruhlarını yanından kovarsan, biz gelir, seninle oturup konuşuruz (Celesenâ ileyke ve hâdisenake) ." Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "- Mâ ene bitârıdi'l-mü'minîn / Ben, mü'minleri kovmam" buyurdu. Bunun üzerine onlar: "- Hiç olmazsa, biz geldiğimiz zaman onları meclisinden kaldır (Fealvimhim a'nna iza ci'na); biz gidince istersen, onları yine meclisine oturt (Fe iza kumna feakii'd hüm maa'ke in şi'te)! " dediler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, onların imana gelmelerini çok arzu ettiği için, "- Nea'm / Pek iyi!" demek zorunda kaldı. Rivâyete göre, kâfirlerden Utbe b. Rebîa, Şeyhe b. Rebîa, Mut'um b. Adiyy, Haris b. Nevfel, Kursa b. Ubeyd, Amr b. Nevfel ve Benî A'bd-i Menafin eşrafı, Ebâ Talib'in yanına geldiler ve dediler ki: "- Ya Ebâ Tâlib! Kardeşin oğlu Muhammed, bizim kölelerimizi ve yeminlilerimiz olan azatlı kölelerimizi yanından kovarsa, bizim kalbimizde daha çok saygınlık kazanır (ea'zama fi sudûrena) ve ona uymamız için daha uygun bir ortam oluşur." Ebû Tâlib, olanları yeğenine anlattı. O zaman yanlarında bulunan Ömer b. Hattab (radıyallahü anh) şöyle bir tavsiyede bulundu: "- Ya Resûlallah! Onların sizinle görüştükten sonra ne yapacaklarını görmek için, bu tekliflerini kabul etsen!.." 18 Selman ile Habab (radıyallahü anh) diyorlar ki: "- Bu âyet bizim hakkımızda nazil oldu. Şöyle ki: Akra' b. Habis el-Temimî, Uyeyne b. Hısn el- Fezârî, Abbas b. Mirdas ve benzerleri gibi bazı müellefetülkulûb (kalpleri İslama ısındırılmak, alılıstırılmak istenen) zatlar, Resûlüllahin (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına geldiklerinde onun, bazı zayıf mü'minlerle (zuafa-i mü'minîn) oturduğunu müşahede ettiler ve onları hakir gördükleri için başka bir gün, "- Ya Muhammed, Mescidin ön tarafında olursan, bu adamları ve onların aç ruhlarını bizimle beraber oturtmasan da, biz seninle oturup konuşsak ve senden bir şeyler alsak olmaz mı?" dediler. İşte bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "- Ben, mü'minleri kovmam." buyurdu. Onlar: "- Biz istiyoruz ki, senin meclisinde bizim özel bir yerimiz olsun . Araplar bizim faziletimizi bilsinler. Çünkü Arapların temsilci heyetleri (vüfûde'l-a'rab) sana geliyorlar. Biz, onların, bizi bu kölelerle beraber oturur görmelerinden utanıyoruz. Onun için biz senin yanına geldiğimizde sen onları bizim meclisimizden kaldır. Biz kalkıp gittikten sonra istersen, yine onlarla otur." Peygamber "- Nea'm / Pek iyi" buyurdu. Onlar: "- O halde bu konuda bize bir yazı yaz (fektüb lena kitaben)!" dediler. Resûlüllah bu yazıyı yazmak için Ali'nin (radıyallahü anh) bir kâğıt alıp gelmesini istedi. O sırada biz de bir köşede oturuyorduk. İşte o anda Cibril bu âyeti indirdi. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), o kâğıdı attı ve bizi yanına çağırdı. Biz de gittik yanına oturduk; ona o kadar yaklaştık ki, dizlerimiz onun dizlerine değiyordu ve o, kalkmak istediği zaman aramızdan kalkıp gidiyordu. İşte o sıralarda: " Sabah, akşam Rabblarına, O'nun rızasını dileyerek yalvaranlarla birlikte sen de sabret..." (Kehf 18/28) âyeti nazil oldu. Bundan sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), artık bizden önce meclisten kalkmayı bıraktı ve biz kalkıncaya kadar bizimle beraber oturmaya başladı ve şunu söyledi: Allah'a hamdolsun ki ümmetimden bir cemaatle beraber oturmaya sabretmemi emretmeden önce benim canımı almadı. Artık hayatim da sizinle; ölümüm de sizinle beraberdir."19 Sabah (ğadveh, ğadv, ğudüv), akşam (a'şiyy) vakitlerinin zikredilmesinden maksat devamlılıktır. Diğer bir görüşe göre ise, bu iki vakitten maksat, sabah namazı ile ikindi namazıdır. Allahü teâlâ'nın rızasını (vechini) dileyerek yalvarmaktan maksat, ihdasla O'na ibadet etmektir. Bu kaydın zikredilmesi, nehyin (kovma) illetini te'kid içindir. Zira ihlas, kovmanın zıddı olan ikramın en kuvvetli sebeplerinden biridir. B- "Onların hesabından hiçbir şey senin üzerine ait değildir." Bu itirazî cümlenin, nehiy ile cevabının arasına girmesi, nehyi açıklamak, zayıf Müslümanları haktir görenlerin sözlerinin, onların kovulmasını caiz görmek vehmini ortadan kaldırmak içindir. Nitekim Nûh (aleyhisselâm) un kavminin hak de böyle olmuştu. Onlar da: " ilk bakışta sana ayak takımı dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz." (Hûd 11/27) demişlerdi. Burada demek istenen şudur: "- Ey Resûlüm! Onların imanının ve görülmeyen (batınî) amellerinin hesabından sana hiçbir şey düşmez. Onun için sen onların durumlarıyla meşgul olma. Nübüvvet makamının şanı gereği senin vazifen ancak işlerin zahirine itibar etmek ve hükümleri o sûrede icra etmektir. İşlerin içyüzlerinin hesabı kalplerdekini hakkıyla bilen Allahü teâlâ'ya aittir. Nitekim diğer bir ayette de şöyle buyurulur: " Onların hesabı ancak Rabb'ime aittir." (Şuarâ 26/113) C- "Senin hesabından da hiçbir şey onlar üzerine ait değildir." Âyetteki nehyin cevabı, bundan önceki cümle ile tamamlandığı halde bu kelâmın da zikredilmesi, onların hesabının Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) e ait olmadığını kuvvetlice anlatmak içindir. Tıpkı "Onlar ecelleri gelince ne bir saat geri kalırlar ne de bir saat ileri giderler." (A'raf 7/34) âyetinde olduğu gibi. Bir diğer görüşe göre ise, "Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır gelen kimse, onu taşımak için başkasını çağırsa, bu çağırdığı akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenmez." (Fâtir 35/18) âyetinde olduğu gibi, tek bir mânâyı ifade etmek için iki cümle kullanılmıştır. Ancak bu görüş, Kur’ân'ın yüce şanına yaraşmaz. Ç- "Onları huzurundan kovduğun takdirde zâlimlerden olursun." Bu cümle, nehyinfkovma) cevabıdır. Bazılarına göre, bu cümlenin de, mezkûr hükme sebep olmak üzere makabline atfı caizdir. Buna göre meal şöyle olur: "Senin hesabından da onlara bir şey düşmez ki, onları kovasın da, zâlimlerden olasın." Ancak bu görüş doğru değildir. |
﴾ 52 ﴿