57"(Resûlüm) de ki: Şüphesiz ki ben Rabb'imden gelen bir beyyine üzerindeyim. Siz ise onu yalanladınız (tekzib ettiniz). Sizin acele gelmesini istediğiniz (istical gösterdiğiniz) şey (azab) benim yanımda değildir. Hüküm, ancak Allah'ındır. O, doğruyu anlatır; doğru ile eğrinin arasını ayıran (fâsil)ların en hayırlısı O'dur." A- "(Resûlüm) de ki (Kul): "- Şüphesiz ki ben Rabb'imden gelen bir beyyine üzerindeyim ." Bundan önce kâfirlerin, üzerinde bulundukları bâtıl tesbit ve Resûlüllah'ın ona asla uymadığı beyan edilmişti. Şimdi burada Resûlüllah'ın hakk üzerinde olduğu ve ancak hakka uyduğu belirtiliyor. Beyyine, hak ile bâtılı birbirinden ayıran apaçık hüccet demektir. Bundan da maksat, Kur’ân'ıle vahiydir. Diğer bir görüşe göre ise, beyyine, aklî hüccetler, ya da aklî hüccetleri de kapsayan hüccetlerdir. Ancak makam, bu görüşe müsait değildir. Bu kelamda "Rabb" unvanının Resûlüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yerini tutan zamire izafe edilmesi, apaçık teşrif ve mertebenin yüksekliğini ifâde eder. B- "Siz ise onu yalanladınız." Bu kelâm, tekzibin çirkinliğini bildirmek ve onu yadırgamak içindir. Bunun anlamı şudur: "- Ben, Rabbimden gelen apaçık ve büyük bir delil üzerindeyim. O delile dayanıyorum. Siz ise, onu, içindeki haberleri ve azaba dair va'd-i ilâhiyi yalanladınız." C- "Sizin acele gelmesini istediğiniz (istical gösterdiğiniz) şey (azab) benim yanımda değildir." Bu istinaf cümlesi, onların kendi tekziplerine menşe' yaptıkları hatalarını ortaya koyar, bu da, Kur’ân'da va'dedilen ve onların acele gelmesini istedikleri azabın gerçekleşmemesidir. Nitekim onlar, istihza yoluyla veya kendi bâtıl iddialarına göre şöyle diyorlardı: " Eğer doğru sözlüler (sâdıklar) iseniz bu va'dedilen azab ne zaman?" (Sebe' 34/29) Ç- "Hüküm ancak Allah'ındır." "- Kur’ân'da va'dedilen, sizin acele gelmesini istediğiniz, hemen gerçekleşmemesini veya gecikmesini tekzibine vesile yaptığınız azab, benim hükmüm ve kudretim dahilinde değildir ki, ben onu getirip de doğruluğunu size göstereyim. - Yahut o azab işi bana havale edilmiş değildir; - onun acilen gelmesi veya tehir edilmesi hükmü ancak Allahü teâlâ'nındır; başkasının herhangi bir şekilde bunda dahli yoktur. D- "O, doğruyu anlatır." Bu kelam, Allah'ın (celle celâlühü) bu hükümdeki, yahut bunun da öncelikle dahil olduğu bütün hükümlerdeki şanını beyan eder. Yani Allah (celle celâlühü) ancak hakkla hükmeder. Binaenaleyh bu kelâm, azabın tehir edilmesinin de hak olduğunu isbat eder. Bir kıraate göre "yakussu / anlatır" fiili yerine "yakdzî / kaza eder" şeklinde de okunmuştur. Bunun anlamı şudur: O, hakkı kaza eder (icra eder), yahut hakkı yaratır ve hakkı tedbir eder. Kaza kelimesinin asıl mânâsı, bir şeyi tamamlayıp bitirmektir. Hüküm kelimesinin asıl mânâsı ise, men'etmektir. Yani Allah (celle celâlühü) bâtılın hakka muarazasını yahut hasmın hak sahibinin hakkına tecavüzünü men'eder. E- "Doğru ile Eğrinin arasını ayıran (fâsıl)ların en hayırlısı O'dur." Bu itirazı (terkib olarak makablinden bağımsız) kelâm, mâkablı için bir zeyl mahiyetinde olup onun mefhûmunu açıklar ve şuna işaret eder: Burada hakkın anlatımı, özel mahiyette olup hak ile bâtılı birbirinden ayırmak içindir. Kur’ân'ın mükemmeliyetinin gereği ancak bu izahtır. Bir görüşe göre, bu âyetin mânâsı şöyledir: "Şüphesiz ben, Kendisinden başka mabûd bulunmayan Rabb'imi tanımakta apaçık bir hüccete ve doğru kanıta dayanıyorum. Siz ise, O'nu yalanladınız, başka şeyleri Allah'a (celle celâlühü) ortak koştunuz." Ancak nazm-i kerimin evveli ve devamı, onları, Allah'ın (celle celâlühü) âyetlerini yalanlamakla vasıflandırdığına göre tevhid konusunda onların Allahü teâlâ'yı yalanlamalarının bu makamla bir alakası yoktur. |
﴾ 57 ﴿