81"Siz, hakkında hiçbir sultan (delil, kanıt, güç) indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım? İki fırka (ayrı taraf)dan hangisi güven verici olmaya daha lâyık? Biliyorsanız haydi söyleyin?" Bundan önce İbrâhim (aleyhisselâm) kâfirlerin iddiâlarının aksine, gerçekte ve haddi zâtında putlardan korkusu olmadığını beyan etmişti. Şimdi bu istinafı kelamla da, hiçbir korku duymadığını onları ilzam yoluyla anlatıyor. Bu istifham, korkunun vukuunu inkâr ve onu tamamıyla nefyetmek içindir. Tıpkı, " Müşriklerin Allah ve Resûlü katında nasıl geçerli bir ahdi olabilir?" (Tevbe 9/7) âyeti gibi. Açıkça anlaşıldığı gibi inkâr, aslında vaki olan bir şeyi kabullenmemek ve reddetmek için değildir. Tıpkı, " Siz Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz...?" (Bakara 2/27) âyetindeki inkâr gibi. (Bu, vaki olanı inkâr içindir.) Bu kelamda, inkârın, korkunun keyfiyetine tevcihi, kendisine tevcihinden daha kuvvetli bir anlam taşır. Çünkü varlık âlemine gelen her şeyin vücûdü, kesinlikle belli bir hal ve keyfiyet üzere olmak zorundadır. Binaenaleyh bir şeyin bütün hal ve keyfiyetlerinden hiçbiri mevcut olmayınca, onun vücûdu da bütün cihetlerden delil yoluyla gayri mevcud olur. "...Mâ eşraktüm velâ tehâfûne... / Siz ortak koştuğunuz halde korkmuyorsunuz da..." şeklindeki ifâde, İbrâhim'in (aleyhisselâm) korkuyu inkâr etmesinin izahı ve onların da bunu kabul ettiklerinin ikrarıdır. Onlar, korku mahallinde korkmadıklarına göre, İbrâhim'in (aleyhisselâm) güven mahallinde korkmaması gayet tabiîdir. İbrâhim şöyle demek istiyor: Siz, kâinatta en korkunç şey olan, yerde ve gökte bir benzeri bulunmayan Allah'a (celle celâlühü) yaratıklarını ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben, korkulacak bir şey olmadığı halde niçin korkayım?" "Ma lem yünezzil bihi a'leyküm sultana / hakkında hiçbir sultan (delil, kanıt, güç) indirmediği" yolundaki kelâm, istihza ve gazap yoluyla söylenmiştir. Bu ayni zamanda şunu ifâde eder: Din işlerinde ancak Allahü teâlâ katından indirilmiş hüccetlere itibar edilir. Bazılarına göre, âyetteki "velâ tehâfûne / ve siz korkmuyorsunuz" cümlesi "Ve keyfe ehâfü / ben nasıl korkarım" cümlesine atıf olup onunla birlikte inkâr ve taaccüb hükmüne dahildir. Ancak bu görüşün hiçbir haklı izahı yoktur. Çünkü bu, kesinlikle mânânın fesadına yol açar. Şöyle ki: İnkâr, külli nefiy (olumsuzluk) anlamındadır. Buna göre, İbrâhim'den korkuyu nefyetmek, onlardan da korkunun nefyıni nefyetmek sonucu ortaya çıkar ki, bunun fâsid olduğu aşikârdır. Birincisinde inkârı, vukûun nefyıne, ikincisinde ise vaakıi olanı yadırgamaya hamletmek ise, asla câız değildir. Kaldı ki, bundan sonra gelen "Fe eyyü'l-ferikayni ehakku bi'l-emn / İki fırkadan hangisi güven verici olmaya daha layıktır?" mealindeki cümle de, bunun geçersiz olduğunu kesin olarak belirtir. Çünkü bu kelâm, İbrâhim'in korku mahallinde korkuyu inkâr etmesine terettiib eder. O kâfirleri de İbrâhim'in içinde bulunduğu güvene layık olduğunu; onların ise, içinde bulundukları güvene layık olmadıklarını kabul etmek zorunda bırakır. Âyette, kâfirlerin de kısmen güvene liyakatleri olduğunu bildiren tafdzıîl kipinin kullanılması ("Hangisi güvene daha layıktır?" denmesi), kelamı insaf üslubunda sevketmek suretiyle onları kibir ve azgınlıktan vazgeçirmek içindir. İki fırka (taraf)dan murad, güven mahallinde güvende olan grup ile korku mahallinde güvende olan gruptur. Nazm-i kerimdeki ifâdenin, "O halde hangimiz güvene daha layıktır? Ben mı, yoksa siz mi? "anlamındaki ifâdeye tercih edilmesi, hükmün illetine dikkat çekmek suretiyle onları hak cevaba zorlamanın tekidi içindir; yoksa mücerret nefis tezkiyesinden sakınmak için değildir. E - "Biliyorsanız haydi söyleyin." Eğer buna daha layık olanı biliyorsanız, eğer bir şey biliyorsanız, eğer bilgi sahibi iseniz, haydi söyleyin. |
﴾ 81 ﴿