82"O kimseler ki iman ettiler ve imanlarına zulüm karıştırmadılar; işte güven (enin) onlarındır ve hidayete erenler (doğru yolu bulanlar) de onlardır." Bu istinafı kelâm, başkasının sözlerinin hikâyesi değildir. Kaçınılmaz hak cevabın doğrudan doğruya Allah tarafından ifâde buyurulmasıdır. Gerçek mü'minler imanlarına zulmü karıştırmayanlardır. Müşrikler ise Allah'a (celle celâlühü) inanmakla beraber putlara da taptıklarını, bunun imanlarım tamamladığını, çünkü putların kendilerini Allah'a (celle celâlühü) yaklaştırdığını ve O'nun katında kendilerine şefaatçi olacağını iddiâ ediyorlardı. Ve şöyle diyorlardı: " Biz onlara ibadet etmiyoruz ancak bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye bunu yapıyoruz." (Zümer 39/3) İşte imanlarına zulüm karıştırmalarının mânâsı budur. Mü'minler, bu sıfatla vasıflandırıldıktan, başkalarından bu sıfatla ayrıldıktan sonra "ülâike/işte onlar" kelimesiyle onlara işaret ediliyor. Bu kelimedeki uzaklık mânâsı, onların derecelerinin yüksekliğini ve şerefteki mertebelerinin yüceliğini bildirmek içindir. Yani şirk şaibesinden tamamen uzak, halis iman vasfını taşıyanlar var ya, güven ancak onlarındır ve hakka hidayet edilmiş olanlar da ancak onlardır; başkaları ise, apaçık bir dalalettedir. Rivâyet olunuyor ki, bu âyet-i kerime nâzil olunca, Sahabîler zorda olduklarını düşünmeye başladılar ve: "- Hangimiz nefsine zulmetmemiştir (Eyvüna lem yazlim)?" dediler. O zaman Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "- Bu zulüm sizin sandığınız gibi değil; Lokman'ın: " Yavrucuğum, Allah'a ortak koşma; çünkü şirk, büyük bir zulümdür." (Lokman 31/13) âyetiyle oğluna anlattığı zulümdür. Allah'a iman, Hakîm olan Yaradan in varlığını tasdik edip sonra da bu tasdike şirk karıştırmak değildir." Çünkü imana şirk karıştırıldıktan sonra hakikî iman artık kalmaz. Bir görüşe göre de, burada zulümden murad, sahibini fâsık yapan günahlardır. Ancak zahir olan, birinci görüştür; çünkü bu kelâm, anılan iki grubun halini anlatan cevap mahiyetindedir. |
﴾ 82 ﴿