84"Ve Biz ona (îbrâhim'e) İshaak ve Ya'kuub'u verdik. Hepsine de hidayet ettik (doğru yola ilettik). Bundan önce Nuh'a ve onun zürriyetinden Davud'a, Süleyman'a, Evyûb'a, Yûsufa Mûsâ ve Harun'a da hidayet etmiştik. Biz, iyilik eden (muhsin)leri böyle mükâfatlandırırız." A- "Ve Biz ona (İbrâhîm'e) İshaak ve Ya'kuub'u verdik. Hepsine de hidayet ettik (doğru yola ilettik)." Bu cümle, daha önce geçen, " İşte İbrâhîm'e, kavmin karşı verdiğimiz hüccetlerimiz bunlardır (En'âm 6/83) cümlesine atıftır. Yani Biz, onların her ikisini de hidayet ettik. Her ne kadar onların neye hidayet edildikleri belirtilmemiş ise de bu bellidir. İbrâhim'in hidayet edildiği yol haktır ve oğullarının da onun yoluna uydukları açıktır. B- "Bundan önce Nûh'a ve onun ziirriyetinden Davud'a, Süleyman'a, Eyyûb'a, Yûsufa, Mûsâ ve Harun'a da hidayet etmiştik." İbrâhîm'den önce Nûh'u (aleyhisselâm) da hidayete erdirmiştik. Allah (celle celâlühü), Nûh'a (aleyhisselâm) olan hidÂyetini İbrâhim için nimet sayıyor. Çünkü babanın şerefi evlâda da geçer. "Ve min zürriyetihi / onun ziirriyetinden" ifâdesindekı "hi / onun" zamiri İbrâhim'e (aleyhisselâm) râcidir. Çünkü burada, - hem nazm-ı kerimin siyakı, - hem de İbrâhim'e hüccet verilmesi, - derecesinin yükseltilmesi, - kendisine Peygamber evlât bahsedilmesi, - kıyamet gününe kadar bu şerefin kendi neslinde bırakılması gibi özellikler buna delâlet eder. Bütün bunlar da, İbrâhim dinine mensub olduklarını iddia eden müşrikleri ve Yahudileri ilzam etmek içindir. Diğer bir görüşe göre ise, anılan zamir, Nuh'a (aleyhisselâm) râcidir. Zira zamirin en yakına râci olması genel bir kuraldır ve burada da en yakın Nûh dur. Bir de. Yunus ile Lût İbrâhim (aleyhisselâm) neslinden değildir. Binaenaleyh eğer bu zamir, İbrâhim'e râci olsaydı, bu hüküm, isimleri bu âyet ve bundan sonraki âyette sayılanlara mahsus olurdu ve üçüncü âyette zikredilenler, Nuh'a atfolunurdu. İbn Abbâs'tan (radıyallahü anh) rivâyet olunduğuna göre: Bu Peygamberlerin hepsi, İbrâhim'e izafe edilir. Gerçi bu Peygamberlerin içinden, ne anne, ne de baba tarafından nesebi İbrâhim'e ulaşmayanlar vardır. Meselâ Lût (aleyhisselâm), ibrâhim'in (aleyhisselâm) in kardeşinin oğludur. Ancak Araplar, amcayı da baba sayarlar. Nitekim Allah Yakub'un çocuklarını anlatırken onların: " Senin İlâhına ve ataların ibrâhim, İsmâil ve İshaak'ın İlahına, bir tek İlâha tapacağız. Biz O'na teslim olanlarız." (Bakara 2/133) dediklerini hikâye eder. Oysa İsmail Yakuub'un (aleyhisselâm) amcasıdır. Burada zikri geçen Evyub Emûs'un oğludur ve o da, İshakin oğlu isin torunlarındandır. C- "Biz iyilik eden (muhsin)leri böyle mükâfatlandırırız." Biz, İbrâhim'i mükâfatlandırdığımız gibi bütün ihsan ehlini de mükâfatlandırırız. İhsan ehline olan mükâfatın, ibrâhim'in mükâfatı gibi olmasından murat, - ihsana karşı ihsan ile mukabele edilmesi, - amellerin mükâfatı verilirken kısıntı yapılmaması demektir. Yoksa her yönüyle benzerlik değildir. Zira çok sayıda Peygamber evlâd bahsedilmesi, İbrâhim'e (aleyhisselâm) mahsustur. Bu kelâmda da uzak işaretinin (kezâlike) kullanılması, İbrâhim in yüksek derecesini bildirmek içindir. Bu kelâmda zamir makamında zâhir ismin zikredilmesi, onları ihsan ile medh ü sena etmek içindir. Çünkü ihsan, güzel amelleri layıkı veçhile ifâ etmekten ibarettir ki, bu, o amellerin zâti güzelliğine vasfı güzellik katmaktır. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ihsanı şöyle tefsir buyurmuştur: "Men en ta'büde-llâhe keenneke terahü fe in lem tekün terahii feinnehü yerake / Allah'ı görüyormuş gibi O'na ibadet etmendir. Eğer sen O'nu gö- remiyorsan O, şüphesiz seni görüyor." Âyetin bu cümlesi itirazı olup mâkabli için izah mahiyetindedir. |
﴾ 84 ﴿