91

"Onlar Allah'ın kadrini (yüceliğini, kudretini) gereği gibi takdir edemediler. Ve şöyle dediler:

"- Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir."

(Resûlüm) de ki:

"- Mûsâ'nın insanlar için nûr ve hidayet olarak getirdiği Kitab'ı kim indirdi? Siz onu parça parça kâğıtlara (karatis) yazıyor, istediğinizi açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Size, sizin de atalarınızın da bilmediği şeyler öğretildi.

(Resûlüm) de ki: Allah indirdi."

Sonra onları bırak; saçmalıkları içinde oyalansınlar."

A- "Onlar Allah'ın kadrini (yüceliğini, kudretini, rahmet ve merhametini) gereği gibi takdir edemediler. Ve şöyle dediler (Kaalû):

"- Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir."

Bundan önce Kur’ân-ı Azîm'in şânı ve onun Allah (celle celâlühü) tarafından bütün insan topluluklarına indirilmiş büyük bir nimet olduğu beyan edildi. Nitekim diğer bir âyette şöyle buyurulur:

" Resûlüm, Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya 20/107)

İşte o beyanın ardından burada da, bazı kâfirlerin, ilâhî bir nimet olan Kur’ân'ı ve diğer bütün semavî Kitabları küfre varan bir ifâdeyle inkâr ettikleri anlatılıyor.

Yahudiler, Allah'ın (celle celâlühü), kulları hakkında ne kadar lütufkâr ve merhametli olduğunu takdir edemediler ve O'nun haklarına layıkı veçhile saygı duymadılar; aksine o hakları fazlasıyla ihlâl ettiler. Çünkü onlar, Peygamberler gönderildiğini ve Kitablar indirildiğini inkâr ile bu iki büyük nimete nankörlükle karşılık verdiler ve:

"- Mâ enzele-llâhü a'lâ beşerin min şey'in / Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" dediler.

İşte bu yüzden bu âyet nazil oldu.

" Allah, kâfirleri sevmez." (Al-i İmrân 3/32) ifâdesi de, Allah'ın (celle celâlühü) kâfirlere buğzetmesinden kinayedir.

Bununla beraber Allah'ın kadrini bilmek gayretinde olanlar da kendi marifet ve ibadetlerini kusurlu görerek tazarru ve niyaz halinde şöyle derler:

"- Sübhaneke ma a'refnake hakka ma'rifetike vema a'bednake hakka ıi'badetike / Ya Rabbî, Seni tenzih ederiz; Seni hakkıyla bilemedik ve Sana hakkıyla ibadet edemedik."

Ancak burada eksiklik insanın kendisine aittir. Allah'ın kadrini eksiltmek gibi bir eğilim söz konusu değildir.

Başka bir görüşe göre kâfirler, bu sözleri sarfetmek cür'etini gösterirken, Allah'ın (celle celâlühü), kendilerine olan gazabını idrâk edemediler. Bu görüşe göre, nefiy (olumsuzluk), kinaye değil gerçek anlamdadır.

Bu sözü sarfedenler Yahudîlerdir. Onlar bunu, Kur’ânin Resûlüllah'a indirildiğini inkârda mübalağa için söylemişlerdi. İşte bunun üzerine inkârına asla imkân bulunmayan bir hakikatle ilzam edilmişlerdir. Nitekim şöyle buyrulmuştur:

B- "(Resûlüm) de ki (Kul):

"- Mûsa'nın insanlar için nûr ve hidayet olarak getirdiği Kitabi kim indirdi?"

Resûlüm! Onları hüccetle mağlup etmek ve onları susturmak (taş yutturmak / ilkami'l-hacer) üzere de ki...

Rivâyete göre Resûlüllah -ifc, Yahudi âlimlerinden ve reislerinden Malik b. Sayfa:

"-Tevrat'ı Mûsâ'ya indiren Allah aşkına bana söyler misin? Tevrat'ta, "Allah, şişman âlimi sevmez!" ifâdesini görüyor musun (Enşüdüke-llâhü- llezî enzele't-tevrâte a'lâ mûsâ hel tecidii fiha allâhü yubğadu'l-hıibera's-se- mın)? İşte o şişman âlim sensin; sen, Yahudilerin sana verdikleri mallardan böyle şişmanladın (Fe ente'l-hıiberu's-semine kad min maliki-llezî tut'a'mü- ke'l-yahûd)."

Bunu duyan hazır cemaat gülmeye başladı. Mâlik ise öfkelendi. Sonra Ömer'e döndü ve:

"- Mâ enzele-llâhü a'la beşerin min şeyin / Allah beşere bir şey indirmemiştir." dedi.

Bunun üzerine Yahudiler, onu azledip yerine Kâ'b b. Eşrefi getirdiler.

Diğer bir rivâyete göre ise, "Allah beşere bir şey indirmemiştir" diyenler, müşriklerdir. Buna göre, onlar, Tevrat'ın indirilmesiyle ilzam edilmişler, çünkü Tevrat'ın öteden beri onlar arasında şöhreti yaygındı. İşte bundan dolayı onlar şöyle diyorlardı:

" Eğer bize de Kitab indirilsevdi, biz onlardan daha çok hidayet üzere olurduk." (En'âm 6/157)

Tevrat'ın, kendilerine ve genel olarak insanlara ulaştırılmış olduğunun belirtilmesi (Mûsâ'nın, insanlara getirdiği Kitab ifâdesi) onları ziyadesiyle tahkir ve ilzam etmek içindir.

Tevrat'ın nûr ve hidayet olarak vasiflatıdırılması da ayni amaca yöneliktir. Çünkü Tevratın, aydınlık ve aydınlatıcı olması ilzamı daha da kuvvetlendirir.

Maksad, kâfirleri yalnız Tevrat'ın Allah (celle celâlühü) katından indirildiğini kabule ilzam değil fakat aynı zamanda Kur’ân'ın da Allah (celle celâlühü) katından indirilmiş olduğunu kabul için onları ilzam etmektir. Çünkü Tevrat'ın, Allah (celle celâlühü) katından indirildiğini kabul etmek, Kur’ân'ın da Allah katından indirildiğinin kabulünü gerektirir. Bilindiği gibi Tevrat'ta Kur’ân hakkında kuvvetli deliller vardır. Kur’ân da, onların Tevrat'ta yaptıkları tahrifatı ve değişikliği teşhir eder. Nitekim şöyle buyrulur:

C- "Siz onu parça parça kâğıtlara (karatis) yazıyor, istediğinizi açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz."

Siz onu parça parça kâğıtlara, dağınık yapraklara yazıp istediğinizi açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz.

Bu ifâdede, onlara kötü fiillerinden dolayı ciddî bir uyarı vardır. Sanki onlar, onu kitab olmaktan çıkarmışlar ve boş kâğıtlar haline getirmişlerdir.

Onların gizledikleri "kesîr / çok"tan maksat, Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) sıfatları ile bir takım hükümlerdir.

Ç - "Size, sizin de, atalarınızın da bilmediği şeyler öğretildi."

"Mâ / şeyler", Yahudilerin Tevrat'tan aldıkları ilimler ve hükümler demektir. Bu kelâm, onlara yapılan uyarı ve takbihi daha da ağırlaştırır. Çünkü onlar, istediklerini almak ve çoğunu gizlemek sûretiyle Tevrat'ın bütünlüğünü bozmuş, onu parçalara bölmüşlerdir. Bu, büyük bir şenaattir. Tevrat'ın, onların ilim ve irfanlarının kaynağı olması onların bu yaptıklarını daha da vahimleştirir.

Bazı müfessirlerin dedikleri gibi, "mâ / şeyler";

1- " Kadar bu Kur’ân, Israiloğullarına, hakkında ihtilaf ettikleri şeylerin pek çoğunu anlatır." (Neml 27/76) âyetiyle bağlantılı olarak, Yahudilerin, Tevrat'ta mevcud olup da anlamakta güçlük çektikleri bazı noktalar ve bu konularda Peygamber'den (sallallahü aleyhi ve sellem) aldıkları bilgiler değildir. Onların, o bilgileri Kur’ân-ı Kerim'den almaları da kendilerini, Tevrat'ta yaptıkları tahrifattan caydırmamıştır.

2- " Ey Ehl-i Kitab! Resulümüz size geldi. Kitab'tan gizlemekte olduğunuz şeylerin çoğunu size açıklıyor; bir çoklarından da geçiyor." (Mâide 5/15) âyetiyle bağlantılı olarak, onların, Tevrat hükümlerinden gizledikleri de değildir. Zira onların gizlediklerinin ortaya çıkması, her ne kadar rezil rüsvay olmak korkusuyla caydırıcı olmuşsa da bu gizleyenlerin kesin olarak bildiği bir husustur. (Oysa âyette onların bilmediği bir husustan bahsediliyor.)

Bir görüşe göre ise, âyetteki hitab, Kureyş'ten iman edenler içindir. Nitekim bir âyette:

" (Bu Kur’ân) ataları uyarilmamış, kendileri de gaflet içinde kalmış bir kavmi uyarman için (indirilmiştir)." (Yâ-Sîn 36/6)buyrulur.

D- "(Resûlüm) de ki:

"- Allah indirdi (Kulı-llâhü)."

Resûlüllah'a onların yerine cevap vermesinin emredilmesi, kaçınılmaz cevabın belli olduğunu ve onların tamamen susturulup konuşmaya kudret- leri kalmadığını bildirmek içindir.

E - "Sonra onları bırak; saçmalıkları içinde oyalansınlar."

Onları, daldıkları boş laflar, uydurma ve saçma söz ve davranışlar içinde bırak, oyalansın veya oynaya dursunlar; sen onları hüccetle ilzam edip susturduktan sonra senin için bir sorumluluk yoktur.

91 ﴿