101

"(Resûlüm), işte o karye (kasaba veya şehir)lerin haberlerinden bazılarını sana anlatıyoruz. Andolsun ki onlara Peygamberleri beyyine (apaçık mucize, delil) ler getirmişlerdi. Fakat önceden tekzib ettiklerine elbette inanacak değillerdi. Allah, o kâfirlerin kalblerini böyle mühürledi."

A- "(Resûlüm), işte o karye (kasaba veya şehir)lerin haberlerinden bazılarını sana anlatıyoruz. Andolsun kı onlara Peygamberleri beyyine (apaçık mucize, delil) ler getirmişlerdi."

Bu âyet bundan önce zikredilen kıssanın fezlekesi gibi olup mezkûr ümmetlere peygamberler açık mucizelerle geldikten sonra onların, azgınlıklarında ısrar etmelerinin sonucunu haber veriyor.

Resûlüm, helâk edilen o ümmetlerin ibret alınacak haberlerinden ancak bir kısmını sana anlatıyoruz; hepsi bundan ibaret değildir.

Kelâmın başında memleketler zikr ve haberler o memleketlere izafe edilmiştir. Oysa anlatılan, o memleketlerin halkının haberleridir ve maksat da, o halicin hallerini beyan etmektir."Andolsun ki onlara Peygamberleri beyyineler getirmişlerdi" cümlesi de bunu bildirir. Bununla beraber, kelâmın başında memleketlerin zikredilmesinin sebebi şudur:

O kavimlerin, depremle bir anda yurdlarıyla beraber yok edilmeleri ve mekânlarının bomboş kalması elbette korkunç bir hâdisedir.

Peygamberlerin, beyyine (mûcize)ler getirmeleri, her peygamberin, tek bir mucize değil fakat hikmetin gerektirdiği kadar ve şekilde bir çok mucize getirmesi anlamındadır.

Bu, onların azgınlık ve inatlarının pek aşırı olduğunu da gösterir. Yani, o helâk edilen ümmetlerin her birine bir peygamber gönderilmiş ve onların her birine imanı gerektiren çeşitli mucizeler verilmiştir.

B- "Fakat önceden tekzib ettiklerine elbette inanacak değillerdi."

Bu cümle, o kâfirlerin, daha önceki inkârlarını sürdürdüklerim beyan eder. Onların bu imansızlık halinin, Peygamberlerin, apaçık mucizelerle kendilerine gelmelerine bağlanması şunun içindir:

Her hangi bir fiili, onu ortadan kaldıracak sebep hâsıl olduktan sonra sürdürmek, her ne kadar hakikatte o fiile devam etmek ise de, vasıf itibarıyla yeni bir fiil ve iştir.

O kavimlerden hiçbirine daha önce yalanladıkları hakikatlere iman etmek küfür ve sapıldıktan vazgeçmek müyesser olmadı.

İman ve tekzib konusu hakikatler usûlden veya fürûdan her Resulün getirdiği şer'î hükümlerdir.

Şu halde:

1- Önce tekzib ettiklerinden murat, onların, Peygamberlerin gelişinden itibaren devam eden küfürleridir.

2- Sonraki küfürlerinden murat ise, Peygamberlerin gelişinden önceki tekzibleridir.

Peygamberlerin gelişinden itibaren onların inkâr ettikleri hakikatler, bütün Peygamberlerin ittifak ve ümmetlerini öncelikle davet ettikleri şeriatin (tevhid gibi) temel ilkeleri olmalıdır. Bunların zamanla ve değişen şartlar karşısında değişmeleri mümkün değildir.

Peygamberlerin gelişinden önceki tekziblerinin manası da şudur:

Cahiliye devrindeki putperestler gibi, onlar da, kendilerine Peygamber gelmeden önce tevhid kelimesini hiç duymamışlardı. Onlar, tevhid inancını, yalnız önceki ümmetlerin bakayasından duyuyor ve inkâr ediyorlardı. Kendilerine Peygamber geldikten sonra da, hiç Peygamber gönderilmemiş gibi eski hallerine devam ediyorlardı.

Tekzib ve inkârın, dinin esaslarına tahsis edilmesi, nassın delaletiyle mütebakisinin de anlaşılmasından dolayıdır. Onlar, bütün Peygamberlerin ittifak ettikleri dinin esaslarına iman etmediklerine göre, bazı Peygamberlerin getirdikleri özel hükümlere de iman etmemişlerdi.

Eski tekziblerinden maksad Peygamberlerin davetinden sonra gerçekleşen tekzibtir. Nitekim,

"Biz bir Peygamber göndermedikçe kimseye azab etmeyiz." âyeti de bu hakikati bildirir.

Peygamberlerin gelişinden önceki küfürlerinin zikredilmesi ise, onların küfür ve tekziblerinin köklü olduğunu beyan etmek içindir.

Diğer bir görüşe göre ise, daha önce yalanlayanlar, onların selefleridir. Yani babaların yalanladıklarına evlâd, iman edecek değildir. Ancak bu manada zorlama olduğu açıktır.

Bir diğer görüşe göre ise, kastedilen mana şöyledir:

Biz onları helâk ettikten sonra kendilerini diriltip mükellefiyet yurdu olan dünyaya geri göndersek de, onlar daha önce yalanladıklarına yine iman edecek değillerdir. Tıpkı,

"Dünyaya geri döndürülmüş olsalardı yine nelıyedildikleri şeye döneceklerdi. Şüphesiz ki onlar yine yalancılardır."

B- "işte Allah, o kâfirlerin kalblerini böyle mühürledi."

Allahü teâlâ, mezkûr kâfirlerle diğer kâfirlerin kalblerini böyle mühürler; ondan sonra âyetler ve uyarılar artık o kalblere tesir etmez.

Bu kelâm, herkes için büyük bir uyarıdır.

101 ﴿