103

"Onlardan sonra âyet (mucize, delil)lerimizle Mûsa'yı firavuna ve onun kavminin ileri gelenler (mele')ine gönderdik (ba'settik).

Onlar da haksızlık (zulm)ettiler. Sonra bak nasıl oldu o müfsidlerm â'kıibeti!"

A- "Onlardan sonra âyet (mucize, delil)lerimizle Mûsâ'vı firavuna ve onun kavminin ileri gelenler (mele')ıne gönderdik."

Söz konusu Peygamberlerin vak'aları bittikten yahut hikâye edilen ümmetlerin helakinden sonra...

"Sonra" anlamına gelen "sunime" kelimesi ile beraber " onların ardından" ifâdesinin de kullanılması, Mûsa'nın ba'sedilmesinin de, Peygamberlerin birbiri ardından gönderiknesi şeklindeki ilâhî sünnete uygunluğunu gösterir.

Mûsa'ya dokuz ayrı mucize verilmişti. Şöyle ki:

1- Asa (el-a'sâ),

2- Beyaz el (el-yedü'l-beydzâ'),

3- Kurak yıllar (ve's-sünûn),

4- Ürünlerde kıtlık (naksu'l-semerat),

5- Tufan (e't-Tûfan),

6- Çekirge (el-cerad),

7- Haşerat (el-kummel),

8- Kurbağa (e'd-dafadiı'),

9- Kan (e'd-dem).

Aşağıda bunların tafsilatı gelecektir.

Fir’avun, Mısır'a hükümdar olan kralların genel unvanıdır. Nasıl ki, Kisra, Fars hükümdarlarının ve Kaysar da, Roma hükümdarlarının genel unvanıdır.

Mûsa'nın firavununun adı Kabus ve diğer bir rivâyete göre de Velid b. Mus'ab b. Reyyan'dır.

Âyette özellikle firavun ile kavminin ilen gelenlerinin zikredilmiş olması işlerin idaresinde asıl olmalarından, emir ve yasaklarda halkın kendilerine bağlı olmasından dolayıdır.

B- "Onlar da haksızlık (zulm)ettiler (Fe-zalemû biha). Sonra bak nasıl oldu o müfsidlerin âkıibeti!"

Onlar, âyet veya mucizeleri inkâr ettiler. Burada zulüm, inkâr yerinde kullanılmıştır. Çünkü ikisi de aynı vadidendir. Ya da burada zulüm fiiline, inkâr veya tekzib manası da yüklenmiştir. Yani mucizeleri inkâr veya tekzib ile zulmettiler. Yahut mucizeler apaçık ve onlara iman edilmek gerekli iken onlar inkâr ettiler.

Diğer bir görüşe göre o mucizeler sebebi ile, kendi nefislerine zulmettiler; nefislerini ebedî azaba maruz bıraktılar.

Yahut da, insanları, o mucizelere iman etmekten alıkoydular.

Onlar azab ile karşılaşıncaya kadar küfürlerini sürdürdüler. Nitekim bunun böyle olduğu, "Sonra bak, nasıl oldu o müfsidlerin âkıibeti!" ifâdesinden de anlaşılır.

Şu halde onların mucizelere zulmetmeleri, o korkunç akıbeti gerektirdiği gibi, o zulmün hikâye edilmesi de, onlar üzerinde hakkıyla tefekkürü gerektirir.

103 ﴿