60

"Onlar için gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlı atlar hazırlayın. Böylece hem Allah'ın düşmanlarını hem de sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda infak ettiğiniz (harcadığınız) her şey size eksiksiz ödenir. Siz asla haksızlığa uğratılmazsınız."

A- "Onlar için gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlı atlar hazırlayın . Böylece hem Allah'ın düşmanlarını hem de sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği düşmanları korkutursunuz."

Ey Müslümanlar, ahidleri üzerlerine atılan (andlaşmaları feshedilen) düşmanlara karşı savaşmak için, her ne olursa olsun, gücünüzün yettiği bütün savaş imkânlarını hazırlayın; ya da mutlak bir ifâdeyle bütün kâfirlere karşı savaş imkânlarını hazırlayın.

Âyetin siyakına münasip olan mânâ da budur.

"Ashâbtan Ukbe b. Amir ( öl.678) de şu hadisi rivâyet eder:

Resülullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) minberde iken şöyle dediğini işittim:

" Haberiniz olsun kuvvet atmaktır" ve bunu üç kez tekrar etti."

Peygamberimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) özellikle bunu söylemesi, diğer kuvvet ve imkânların en önemlisi olduğu içindir.

Cihad için bağlanıp beslenen atlar, kuvvetin kapsamına dahil olduğu halde ayrıca zikredilmesi, diğer savaş bineklerinden daha önemli olduğunu belirtmek içindir. Bu da, tıpkı bazı âyetlerde meleklerin zikredilmesinden sonra Cebrâîl ve Mikâil'in adlarının anılması kabilindendir.

Burada o Allah düşmanı ve sizin düşmanınızdan maksad, Mekke kâfirleridir. Diğer bütün kâfirler de Allahü teâlâ'nın ve Müslümanların düşmanları oldukları halde özellikle Mekke kâfirlerinin zikredilmesi, onların son derece azgın ve düşmanlıkta haddi aşmalarından dolayıdır.

Mekke kâfirleri dışındaki düşmanlardan maksat, diğer kâfirlerdir.

Diğer bir görüşe göre Yahudilerdir.

Bir diğer görüşe göre münafıklardır.

Bir başka görüşe göre Fars'lardır.

Müslümanların bilmediği, Allahü teâlâ'nın bildiği düşmanlardan maksad, Müslümanların, gözleriyle görmedikleri düşmanlardır.

Yahut Müslümanların, kendilerine karşı düşmanlık beslediklerini bilmedikleri düşmanlardır. Nitekim "Allahü ya'lemü — Allah'ın bildiği", yani Allahü teâlâ'dan başkasının bilmediği, ifâdesine en münasip olan da bu ikinci mânâdır.

B- "Allah yolunda infak ettiğiniz (harcadığınız) her şey size eksiksiz ödenirce. Siz asla haksızlığa uğratılmazsınız."

Cihada hazırlık için az çok harcadığınız her şeyin mükâfatı size tamamiyle verilecektir. Zâten siz hiçbir hususta haksızlığa uğratılacak değilsiniz.

Şunu açıkça ifâde etmek gerekir ki:

Kulların amelleri, zorunlu olarak mükâfatı mûcib değildir. İlâhî mükâfat, amellere terettüp etmez. Ve bunun böyle olması da haksızlık ve zulüm sayılmaz.

Ama burada haksizlik ve zulüm olarak ifâde edilmiştir. Amaç Allahü teâlâ'nın bundan münezzeh olduğunu belirtmektir.

Burada böyle bir eylem,

-Allahü teâlâ'dan sâdır olması imkânsız bir çirkinlik şeklinde tasvir,

-sevaplar da, Allahü teâlâ üzerine vâcib olarak takdim edilmiştir. Nitekim bu konu, daha önce:

"Nihayet Rabbleri onların dualarına şöyle icabet etti

"- Muhakkak ki Ben içinizden erkek veya kadın hayır işeyen hiç kimsenin amelini zayi etmem." âyetinin tefsirinde geçti.

60 ﴿