5

"Haram aylar (eşhurü'l-hurum) çıktıktan sonra neredebulursanız o müşrikleri öldürün, yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerine oturup bekleyin. Ancak eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirlerse artık onların yollarını serbest bırakın. Şüphesiz Allah, Gafur'dur, Rahîm'dir."

A- "Haram aylar (eşhurü'l-hurum) çıktıktan sonra nerede bulursanız o müşrikleri öldürün, yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerine oturup beldeyin."

Bu, antlaşmayı bozan müşrikler için ziyadesiyle lütuf olan bir hükümdür. Çünkü haram aylar, antlaşmayı bozmuş olan müşriklere Müslümanlardan bir fenalık gelmesine engel bir süredir. Onlarla yapılacak savaş, haram aylarının bitmesi şartına bağlanmıştır.

1- Haram aylardan murat,

-ya yukarıda belirtilen yalnız o dört aydır,

-ya da o aylarla beraber,

" Onların ahidlerini müddetlerinin sonuna kadar tamamlayın."kelâmından anlaşıldığı gibi, antlaşmalarını bozmamış olanların müddetlerinden arta kalandır.

Birinci görüşe göre,

" Haram aylar çıktıktan sonra nerede bulursanız o müşrikleri öldürün!"

kelâmmdaki müşriklerden murad, özellikle andlaşmalarmı bozmuş olanlardır. Buna göre, andlaşmalarmı bozmamış olan müşriklerle savaşmak, nassın ibaresinin delâletinden anlaşılmaz.

İkinci görüşe göre ise, onlarla savaşmak, nassın ibaresinden anlaşikr. Ancak eğer haram ayların çıkması ve ona bağlanmış olan savaş, bir defa değil peyderpey olacaksa, o takdirde anılan mânânın, âyetin nassından da anlaşılması mümkündür. Sanki şöyle denilmiş olur:Her topluluğun süresi sona erdiğinde, siz onları bulduğunuz yerde öldürün.

Haram ayları, her sene zamanları değişen malûm aylara hamletmeye ise, âyet-i kerimenin nazmi müsait değildir.

"Bu âyet, her sene yerleri değişen malûm haram aylarda savaş yasağının hâlen baki olduğunu gerektirir. Çünkü ondan sonra nazil olan âyetlerde bunu nesheden bir âyet yoktur." iddiası, tamamen geçersizdir. Ancak bunun geçersizliği, vehmedildiği gibi, " Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın!" âyetleriyle nesholunduğu için değildir. Çünkü bu izah, bilmeden tahmin yürütmekten ibarettir.

2- Eğer bu âyetten maksad, Enfâl (8) süresindeki 39. âyet ise, bilinsin ki, Enfâl (8) sûresi, Bedir Savaşından hemen sonra nazil olmuştur.

(Daha açık bir ifâdeyle savaş, bilfiil gerçekleştikten sonra savaş emri gelmiş olamaz.)

Ve Enfâl (8)sûresinde söz konusu 39. âyetten önceki, " (Resûlüm) de ki: O kâfirler eğer vazgeçerlerse eskiden yaptıkları mağfiret edilir." âyetinde de Ebû Süfyan ile adamlarının kastedildiği bir gerçektir.

Ebû Süfyan ise, Hicretin sekizinci yılında Mekke fethinde Ramazan ayının ortalarında Müslüman olmuş; Tevbe sûresi ise, Hicretin dokuzuncu yılında Şevval ayında inmiştir.

3- Eğer bu âyetten maksad Bakara (2) sûresinin 193. âyeti ise bilinmelidir ki, o da, Mekke fethinden önce nazil olmuştur.

Nitekim Bakara (2) sûresinde bu âyetten önceki" O kâfirleri nerede bulursanız öldürün, onlar sizi (Mekke'den) çıkardıkları gibi siz de onları oradan çıkarın." âyeti de bu gerçeği bildirir. Ve bu, Mekke'nin fethi günü gerçekleşmiştir. Şu halde bundan sonra nazil olan Tevbe (9) süresindeki bu âyet, nasıl ondan önce nazil olmuş olan bu âyetle neshedilmiş olabilir?

4- Evet, haram aylarında savaşın yasak olduğunu bildiren bu âyetin hükmü nehsolunmuştur ve onun nesholunduğuna delil olarak da, bu konudaki icmâ yeterlidir. İcmâın mesnedinin bize nakledilmesi de lâzım değildir. Ayrıca Peygamberin haram aylarından olan Muharrem ayının yirmisinde Taifi kuşattığı da, sahih rivâyetlerle sabittir.

" onları bulduğunuz yerde..." genellemesinden maksat, İster o yer harem bölgesinde olsun, ister harem dışında, hıll bölgelerinde olsun, demektir.

{Harem bölgesinin sınırlarından Mekke'ye en yakın olanı Ten'im denilen yer olup Mekke'ye 6 km. uzaklıktadır. En uzağı ise, Ci'rane olup Mekke'ye 16 km. uzaklıktadır.}

" onları yakalayın" dan murat, onları esir alın, demektir.

" Onları hasredin" den murat da onları esir alın, bağlayın ya da onların ülkeler arasında dolaşmalarını engelleyin demektir

İbn Abbâs (radıyallahü anh) diyor ki:

"- Bu, Mescid-ı Haram'a girmelerine engel olmaktır."

" her gözetleme yerinde oturup bekleyin" den murad yolculuk sırasında geçtikleri her geçit ve güzergâhta oturup onları beklemek demektir. Yani oralarda onları gözetleyin ve bekleyin ki, o yollardan geçmesinler.

İşte bu tefsirlerden de anlaşılıyor kı, âyetteki hasretmekten, bilmen muhasara mânâsı çıkarmak muhtemel değildir.

B- "Ancak eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirlerse artık onların yollarını serbest bırakın. Şüphesiz Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir."

Eğer o kâfirler, öldürülme, esir alırıma ve engellenmeden sonra şirkten tevbe ederek iman ederler ve imanlarını tasdik zımnında, namazı dosdoğru kılar, zekâü da verirlerse, artık onları kendi hallerine bırakın.

Burada bütün islamî ibadetlerden yalnız namaz ve zekâtın belirtilmesi bu iki ibadetin bedenî ve malî ibadetlerin başı olmasıdır.

Allahü teâlâ, onların geçmiş küfür ve hiyanetlerinı bağışlar ve onları iman ve itaat hali üzerinde sabit kılar.

Bu kelâm, onların yollarını serbest bırakmanın sebebini izah mahiyetindedir.

5 ﴿