8

"Onlarla nasıl bir andlaşma olabilir ki eğer onlar galib gelselerdi hakkınızda ne bir zimmet ne de bir yemin gözetirlerdi. Onlar ağızları ile sizi hoşnud ediyorlar. Oysa kalbleri ağızlarından çıkanı inkâr ediyor. Onların çoğu basıklardır."

A- "Onlarla nasıl bir andlaşma olabilir ki eğer onlar galib gelselerdi hakkınızda ne bir zimmet ne de bir yemin gözetirlerdi?"

Bu cümle, daha önce ifâde edildiği gibi, müşriklerin, Allahü teâlâ katında ve Resulü nezdinde, hukuku gözetilecek bir antlaşmaları olamayacağının bir çeşit tekrarı mahiyetindedir.

Bazılarının, "Bu kelâm, o müşriklerin, antlaşmalarına bağlı kalmalarının mümkün olmadığını ifâde eder" şeklindeki izahları da, aynı anlama gelir. Bu tekrar tekit ve bunu gerektiren sebeplerin izahına ön hazırlık içindir.

Eğer onlar size galib gelselerdi, ne akrabalık, ne yemin, ne söz, ne de ihlâlinden dolayı ayiplanacakları bir hak gözetirlerdi.

Hulâsa,  taraflardan biri için andlaşma hukukuna riÂyetin zorunlu olması, diğer tarafın da ona riayet etmesi şartina bağlıdır. Şu halde müşrikler, antlaşma şartlarına riayet etmeyince, siz Müslümanlar onlara nasıl riayet edeceksiniz?

Diğer bir görüşe göre ise, "el-Illü" kelimesi, Allahü teâlâ'nın isimlerindendir.

O takdirde anlam şöyle olur:Onlar nasıl Allahü teâlâ'nın hakkına riayet ederler?

Bir diğer görüşe göre ise "el-illü" kelimesi, civar demektir.

Bu takdirde anlam sonucu itibariyle antlaşma demek olur. Çünkü insanlar, tokalaşıp antlastıkları zaman, bunu civara duyurmak için seslerini yükseltirlerdi

B- "Onlar ağızları ile sizi hoşnud ediyorlar. Oysa kalbleri ağızlarından çıkanı inkâr ediyor."

Bu kelâmda müşriklerin, açık veya gizli, gerçek halleri istisna yoluyla açıklanıyor; yenildikleri zaman da antlaşmaya kalben bağlı olmadıkları, göstermeye çalıştıkları bağlılığın riyadan ibaret bulunduğu belirtiliyor. Onlar, ahıdlerine bağlı ve davranışlarında samimi olduklarını zahiren göstermeye çalışıyorlar;

Size iman ve itaat va'dediyorlar; Bunu yalan yeminlerle te'kid ediyorlar; Yalanları ortaya çıkınca da, yalan mazeretler uyduruyorlar.

"Onlar ağızlarıyla sizi hoşnut ediyorlar." buyrulması, onların sözlerinin mücerret ağızlarından çıkan lâfızlardan ibaret olup kalblerinde bunu doğrulayan bir niyet olmadığını belirtir.

C- "Onların çoğu fâsıklardır."

Onların çoğu, itaatten çıkmış kimselerdir. Bitindiği gibi antlaşma hukukuna riayet, itaat kabilindendir. Onlar temerrüd gösteriyorlar. Onları bundan alıkoyacak insanlık ve inançları da yoktur. Hatta bazıları hıyanetten ve onun doğuracağı kötü sonuçlardan kaçınmaya ve bunu gizlemeye de çalışmıyorlar.

8 ﴿