24

"Ant olsun ki, kadın, ona azmetti; o da kadına istek duydu.

Eğer Rabbinin işaretini görmemiş olsaydı, onu gerçekleştirirdi. İste böylece Biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştirakm diye işaretimizi göstermişizdir. Şüphesiz o, hâlis kılınmış kullarımızdandır."

A- "Ant olsun ki, kadın, ona azmetti; "

Kadın, ondan murat almak istemek, kapıları kapatmak ve "Haydi gel!" sözüyle onu çağırmak gibi ön hazırlıklarını yaptıktan sonra hiçbir şeyin kendisini bu işten vazgeçilemeyeceği bir kararlılıkla buna azmetti. Her halde Züleyha, Yûsuf'a elini uzatmak ve onu kucaklamak istemek gibi, Yûsuf'u kapıya doğru kaçmak zorunda bırakan diğer bazı hareketlerde de bulunmuştu.

"O da kadına istek duydu." (Ve hemme bihâ).

Hazret-i Yûsuf da, beşerî tabiat olarak ve gençlik şehveti ile ona istek duydu. Bu istek, yaratılış gereği olduğu için sorumluluk gerektirmez. Yoksa Yûsuf'un ihtiyarî bir kastı olmadı. Nitekim daha önce de belirtilen onun nezihliği, bu işten son derece nefret ettiğini bildirmektedir. Ayrıca, zâlimlerin felâha ermeyeceklerine de hükmetmiştir. Bunlar ise, kendisinden bu kastın sâdır olmasının imkânsız olduğunun sağlam bir tescilinden başka bir şey değildir.

B- "Eğer Rabbinin işaretini görmemiş olsaydı onu gerçekleştirirdi"

Eğer Hazret-i Yûsuf, o anda Rabbinin, zinanın son derece çirkin ve kötü olduğunu gösteren kuvvetli işaret ve hüccetini görmemiş olsaydı, yaratıksın gereği olan o isteğini gerçekleştirecekti. Fakat o daha önce de bunu bildiği için, sahip olduğu İlâhî hüccete bağlılığı sürdürdü.

Hazret-i Yûsuf'un bu hücceti görmesinden murat, ona son derece inanması ve yakîn mertebesine varan bir müşahede ile müşahede etmesidir ki, bu mertebede eşya, bu dünyada görüldüğü gayri hakikî suretlerinden sıyrılıp gerçek suretleri ile görülmektedir.

Nitekim Hazret-i Peygamberin (sallallahü aleyhi ve sellem) şu hadisi de bu hakikati ifade etmektedir:

"Cennet, sevilmeyen şeylerle; cehennem de, arzu edilen şeylerle kuşatılmıştır."

Her halde Hazret-i Yûsuf, apaçık burhan gereğince zinayı, gerçek hak olan en çirkin bir görünümde ve en çok sakınılması gereken bir şekilde görmüştür. İşte bundan dolayı gösterdiği iffet ve nezihliği göstermiş ve onu işleyenin felâha ermeyeceğine hükmetmiştir.

"Eğer Rabbinin işaretini görmemiş olsaydı..." ifadesi, şu gerçeği beyan etmektedir. Hazret-i Yûsuf'un o teklifi kabul etmemesi, tabiat cihetinden bir yardim sebebi ile değil, fakat dahilî sebepler çokça mevcut olduğu halde ve tabiî hükümlerin gerçekleşmesini gerektiren haricî ön sebepler de buna terettüp ettiği halde, sırf iffet ve nezıhlik sebebi ile idi.

Yahut anılan hazfedilmiş bir şey yoktur ve mânâ şöyledir: Eğer Yûsuf, Rabbinin burhanını görmemiş olsaydı, Züleyha ona azmettiği gibi, o da ona azmedecekti. Fakat Yûsuf iffeti ve onun gerektirdiği halleri sebebi ile baştan ona azmetmedi.

Hazret-i Yûsuf'un o hak (hemmi), kuşağını çözmesi ve oturup o vazıyeti alması olarak da tefsir edilmiş ve uçkurunu çözüp önüne oturması olarak da yorumlanmıştır..

Ve onun Rabbinin burhanını görmesi şöyle de tefsir edilmiştir: O anda Hazret-i Yûsuf, "Kendini ondan koru!" sesini duymuş, fakat aldırmamış. Bu ses durmadan tekrarlanmış; sonunda da Hazret-i Yakub, parmak uçlarını ısırır vazıyette kendisine görünmüş.

Bir görüşe göre de, Hazret-i Yakub, Yûsuf'un göğsüne bir darbe vurmuş da, onun şehveti parmak uçlarından çıkıvermiş.

O anda üzerinde şu âyetlerin bulunduğu kolsuz, bileksiz bir elin beliriverdiği şeklinde görüşler de vardır: "Şunu iyi bilin ki, üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır" (İnfitâr 82/10, 11). Hazret-i Yûsuf, vazgeçmemiş, sonra öteki âyeti görmüş: "Zinaya yaklaşmayın; zira o, bir hayasizliktır ve kötü bir yoldur" (Isrâ 17/32). Hazret-i Yûsuf, yine bu girişimine son vermemiş. O zaman da şu âyeti görmüş: "Allah'a döneceğiniz günden sakının!" (Bakara 2/281). Hazret-i Yûsuf yine ayilmayınca, işte o zaman Allah (celle celâlühü), Cebrâîl’e: "Hata etmeden kuluma yetiş!" diye emir buyurmuştur. Cebrâîl hemen oraya inivermiş ve: "Ey Yûsuf! Sen peygamberler defterinde yazılı iken, beyinsizlerin işini mi işleyeceksin?" diye seslenmiş.

O anda Hazret-i Yûsuf'un, Azizin hayalini gördüğünü söyleyenler de vardır.

Bütün, bu söylenenlerin, kulaktan kulağa geçen, akıl ve fikrîn reddettiği hurafeler ve bâtıl görüşler olduğu da söylenmektedir. Bunları sakız gibi çiğneyip birleştiren ve duyup da tasdik eden zavallılara yazıklar olsun!2

2 Merhum Müellifin usulü budur: Bütün bilgileri ve iddiaları sıralar, bazılarını kabul eder, bazıları karşısında sükût eder ama israıkyyat ve hurafeleri böyle şiddetle red eder.

C- "İşte böylece Biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştıralım diye işaretimizi göstermişizdir."

O burhanımızı göstermek ve öğretmek gibi, daha önce de bunu gösterip öğretmişiz; yahut o sebatı sağlamak gibi daha önce de onun sebatını sağlamışız ki, Biz, efendisine hıyanet etmesinin de öncelikle dahil olduğu bütün kötülükleri ve zinayı ondan uzaklaştirakm.

Zinaya, pek çirkin şey anlamında olan fuhuş denilmesi, aşırı derecede çirkin bir fiil olmasından dolayıdır.

Bu kelâm da apaçık bir delil ve kesin bir hüccettir ki., Yûsuf'un (aleyhisselâm) günaha yönelmesi ve ona ilgi duyması asla olmamıştır. Zira öyle olmuş olsaydı, "Bîz onu kötülüklerden ve fuhuştan uzaklaştirakm diye..." denikrdi. Kötülük ve fuhuş, Hazret-i Yûsuf'un kendisinde olmayıp ancak hariçten ona yönelmiş de, Allah (celle celâlühü) da, ondaki, ismet ve iffeti gerektiren meziyetlerle hariçten gelen fenalıkları ondan uzaklaştırmıştır.

D- "Şüphesiz o, (muhlas) hâlis kılınmış kullarımızdandır."

Bu cümle makabknin illetidir. Halis kılınmış olan kullar, Allah'ın (celle celâlühü) kendilerini, itaate halel getiren şeylerden korumakla itaatine hâlis kıldığı kullardır. Âyetteki Muhlas kelimesi Muhlis olarak da okunmuştur. Buna göre, muhlisler, dinlerini Allah'a "(celle celâlühü) hâlis kılan kimselerdir. Her iki mânâya göre de Hazret-i Yûsuf baştan itibaren bu zümreye dahildir; yoksa önce öyle değil iken sonra böyle olmuş demek değildir. Bu itibarla kötülük girişiminin ondan sâdır oknası ihtimak tamamen ortadan kalkmıştır.

24 ﴿