27"Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir; Yûsuf ise doğru söyleyenlerdendir." İşte birinci şartlı kelâm, şahadetin ikamesinden asıl maksut olan bu şahadetin dinleyicilerce teslim ve kabulünü sağlamak içindir. Zira bunun da iki tarafı arasında bağlılık (birbirini gerektirmek) yoksa da, bu hak vukua daha yakındır ve matluba delâleti daha fazladır. Bu kelâmda, doğruya ve yalana bilfiil hükmetmek olmadığı halde ona şahadet denilmesi, şahadetin işini gördüğü içindir. Hattâ hakikatte şahadettir ve Yûsuf’un (aleyhisselâm) doğruluğuna, Züleyha'nın ise yalanına hükmetmektir. Şahidin bebek olması takdirinde bu gerçek zahirdir; zira bu, Allah (celle celâlühü) tarafından haber verilmiş demektir. Bunun şartlı olarak tasvir edilmesi ise, bunun, işaretlerden de açıkça anlaşıldığım bildirmek içindir. Şahidin bebek olmaması takdirinde de yine böyledir; zira zahir olan, kadının bu hâlinden şahit gerçeği anlamaktadır. Bu, müşahede ile olduğu haber vermekle olabilmektedir. Şu halde şahit, kesin olarak biliyor ki, birinci şartlı kelâmın mukaddimesı vâki olmamış; ikinci şartlı kelâmın mukaddimesi ise vâki olmuştur ve bunun zorunlu sonucu olarak da, birinci şartlının tâli cümlesinin vâki olmadığına, ikinci şartlının tâli cümlesinin ise vâki olduğuna kesin olarak hükmetmektedir. Şu halde bu kelâm, Züleyha'nın yalanını, Yûsuf’un (aleyhisselâm) da doğruluğunu haber vermektedir. Şu var ki, şahit, eleştirilmemesi için şahadetini, zahire göre, her ikisinin de lehinde olabilecek seçeneklerı ifade, eden şartlı kelâm şeklinde icra etmiştir, hakikatte ise bu şahadette seçenek yoktur. Çünkü birinci şartlı kelâmda, kadının doğruluğu, vücudu imkânsız olan gömleğin önden yırtılmasına bağlanmıştır. Şu halde kadının doğruluğu da imkânsızdır. Bunun zorunlu bir sonucu olarak da, kadının yalanı sabit olmuş olur. İkincisinde de Yûsuf’un (aleyhisselâm) doğruluğu, vücudu kesin olan gömleğin arkadan yırtılmasına bağlanmıştır. Şu halde bu, kesin olarak sabittir. |
﴾ 27 ﴿