22

"Yine onlar, Rablerinin rızası uğruna sabreden, namazı da dosdoğru kılan ve kendilerine verdiğimiz rızktan gizli ve açık olarak harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar yok mu, dünya yurdunun güzel sonu yalnız onlarındır."

A-"- Yine onlar, Rablerinin rızası uğruna sabreden, namazı da dosdoğru kılan ve kendilerine verdiğimiz rızktan gizli ve açık olarak harcayan ve kötülüğü iyilike savan kimselerdir."

Onlar, insanlar için riya ve gösteriş, kendi nefsi için de ziynet ve kibir düşünmeksizin sadece Allah (celle celâlühü) rızasını talep etmek üzere, nefsin hoşlanmadığı şeylere sabreden, farz namazları dosdoğru kılan ve kendilerine verdiğimiz rızkın harcanması kendilerine farz olan kısmını gizli ve açık olarak harcayanlardır.

Burada gizli harcama, serveti bilinmeyenler veya zekâtı vermemeke itham edilmeyenler içindir. Yahut kendilerine açıkça zekât verildiğinde, onur meselesi yapıp onu almaktan kaçınanlara zekâtı gizlice vermek ve harcamak demektir. Zekâtı açık olarak vermek de, böyle olmayan içindir. Yahut gizli zekât vermek, farz olmayan zekât içindir ve açık olarak vermek de, farz zekât içindir.

Ve onlar, iyiliği kötülükle savan, kendilerine yapılan kötülüğe hoşgörüyle bakıp iyilik eden, yahut işledikleri kötülükten sonra onu taldben bir iyilik yapanlardır.

İbn Abbâs'tan (radıyallahü anh) rivâyet olunduğuna göre, "başkalarından kendilerine gelecek kötülüğü güzel sözlerle savanlar"dır.

Hasen'a göre onlar, mahrum bir akis alar bile, kendilerini mahrum bırakanlara verirler; kendilerine yapılan zulmü affederler; başkalan onlara sıla-ı rahimde bulunmasa da, onlar sıla-ı rahimde bulunurlar.

Ibn Keysan ise, onlar, günah işledikleri zaman tevbe ederler, sekinde yorumlamıştır.

Bir diğer görüşe göre de, onlar, dinen yasak olan bir şeyi gördükleri zaman, onu değiştirmeyi emrederler.

B- "- İşte onlar yok mu, dünya yurdunun güzel sonu yalnız onlarındır."

Yani o büyük sıfatlara ve güzel melekelere sahip olanlar yok mu, dünya yurdunun güzel sonu ve cennet yalnız onlarındır.

22 ﴿