30

"Ey Resûlüm! Böylece kendisinden önce birçok ümmetler gelip geçen bir ümmete seni gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Halbuki onlar Rahmani inkâr ediyorlar. De ki:

- O Rahman benim Rabbimdir. O'ndan başka hiçbir İlah yoktur. Yalnız O'na tevekkül ettim ve tevbem (dönüşüm) de ancak O'nadır."

A- "- Ey Resûlüm! Böylece kendisinden önce birçok ümmetler gelip geçen bir ümmete seni gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Halbuki onlar Rahmani inkâr ediyorlar."

Ey Resûlüm! Böylece kendisinden önce birçok ümmetler gelip geçen bu ümmete seni bu açık ve kuvvetli mucize ile gönderdik ki, sana vahiy ettiğimiz bu şanı yüce Kitabı onlara okuyasın ve onlara rahmet olarak kendilerini hakka hidâyet edesin. Halbuki onlar, rahmeti her şeyi içine almış ve nimeti her şeyi kuşatmış olan Rahmani inkâr ediyorlar.

Burada Allah'ın, Rahman vasfıyla zikredilmesi, Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) göndermesinin, sırf rahmetinin tezahürü olduğunu bildirmek içindir.

Nitekim diğer bir âyette de,

"Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ 21/107) denilmektedir.

İşte gerçekler böyle iken, o kâfirler, onun kadrini bilemediler; nimetine şükretmediler. Özellikle senin gibi bir peygamberi kendilerine göndermek ve dinî ve dünyevî faydaların yegâne kaynağı olan Kur’ân'ı indirmekle onlara bahşettiği muazzam nimeti hiç görmediler.

B- "De kı:

- O Rahman benim Rabbimdir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur."

Bir görüşe göre bu, Mekke müşriklerine secde emredildiğinde, "Rahman da nedir?" dedikleri zaman nazil olmuştur.

Yani, sizin inkâr ettiğiniz ve Kendisini tanımadığınız Rahman, benim Rabbimdir.

Rab, terbiye anlamındadır. Terbiye, bir şeyi yavaş, yavaş kemale erdirmektir. Sonra mübalağa için vasıf olarak kullanılmıştır.

Diğer bir görüşe göre ise Rab, sıfattır. Yani Rahman, beni yaratandır ve beni kemal mertebelerine erdirendir.

Bu cümlenin, "O'ndan başka hiçbir İlah, yani ibadete müstahak bir varlık yoktur" cümlesinden önce zikredilmesi, ibadet istihkakının, İlahlığa bağlı olduğuna dikkat çekmek içindir.

Diğer bir görüşe göre ise, Ebû Cehil Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem):

"- Yâ Allah, yâ Rahman!" dediğini duydu; sonra müşriklerin yanına döndü ve: "Muhammed, gerçekten iki İlaha dua ediyor" dedi. İşte o zaman bu âyet ile,

"De ki: Allah'a dua edin, yahut Rahmân'a dua edin!" (İsrâ 17/110) âyeti nazil oldu.

C- "- Yalnız O'na tevekkül ettim ve tevbem (dönüşüm) de ancak O'nadır."

Ben bütün işlerimde ve öz ektikle size karşı muzaffer olmak için, başka hiçbir kimseye değil, yalnız Allah'a, tevekkül ettim ve tevbem de ancak O'nadır.

Nitekim diğer bir âyette de,

"Günahın için de bağışlanma dile!" (Muhammed 47/19) denilmektedir.

Peygamberimiz'e (sallallahü aleyhi ve sellem) bunun emredilmesi, tevbenin faziletini, Allah katindaki önemini ve tevbenin peygamberlerin vasfı olduğunu bildirmek ve kâfirleri de içinde bulundukları halden dönmeye en anlamlı ve güzel şekilde teşvik etmek içindir.

Zira Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), tevbeyi gerektiren en küçük günah işlemek şaibesinden bile münezzeh iken, tevbe etmek, ona bile emredildiğine göre, onlar küfür ve çeşitli günahlara boğulmuş iken, tevbe etmeleri kesinlikle zorunlu olmakdır.

Yahut benim de dönüşüm, sizin de dönüşünüz ancak Allah'adır. O zaman O benimle sizin aranızda hükmedecektir ve sizin yaptıklarınıza karşı sabretmiş olduğumdan dolayı benim mükâfatımı verecektir.

30 ﴿