36

"Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen Kur’ân'a sevinirler. Senin aleyhinde birleşen gruplardan onun bir kısmını inkâr eden de vardır. De ki:

- Bana, yalnız Allah'a ibadet etmem ve O'na ortak koşmama emrolundu. Ben yalnız O'na çağırıyorum ve dönüş de ancak O'nadır."

A- "- Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen Kur’ân'a sevinirler. Senin aleyhinde birleşen gruplardan onun bir kısmını inkâr eden de vardır."

Kendilerine Kitap verilenlerden kastedilen, Abdullah b. Selam, Kâ'b ve benzerleri gibi Müslüman olan, ya da Kitap ehli Yahudiler ile Hıristiyanlardan îman eden seksen kişidir.

Bunların kırkı, Necrank; sekizi Yemenk ve otuz ikisi de Habeşistank'ydı.

İşte bunlar Kur’ân'a seviniyorlardı; çünkü Tevrat ve İncil'de vaat edilen Kitap odur. Kâ'b b. Eşref ve Necran piskoposları Seyyid ile Akıb ve onlara bağlı olanlar gibi Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem), karşı düşmanlıkta birleşen gruplardan, onun bir kısmını, yani inşa veya nesih olarak yeni getirilen hükümleri inkâr eden de vardır.

Yoksa onların inkâr ettikleri kısım, kendi tahriflerine uygun olan kısım değildir. Eğer öyle olmuş olsa, daha baştan, bunun yegâne sebebinin, kendi elleriyle işledikleri cinayetler olduğu teşhir edikrdi. Kendi Kitaplarına uygun kısımları ise, onunla sevinmedilerse de, inkâr da etmediler.

Bir görüşe göre, Kur’ân'ın inmesine sevinenlerden murat, Kitap Ehlinin avamı olabilir. Zira onlar da Kur’ân'ın inmesine seviniyorlardı.. Çünkü Kur’ân, kendilerine göre kısmen de olsa onların Kitaplarını tasdik ediyordu.

Bu takdirde "Senin aleyhinde birleşen gruplardan" cümlesi, tamamlayıcı olur. Yani onlardan kimi gruplar da, Kur’ân'ın bir kısmını inkâr ederler.

B-"Deki:

- Bana, yalnız Allah'a ibadet etmem ve O'na ortak koşmamam emrolundu."

Ey Resûlüm! Onları ilzam etmek ve inkârlarını reddetmek üzere de ki; bana, yalnız Allah'a (celle celâlühü) ibadet etmem ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanı, yahut O'na ortak koşmak fiilim işlememem emrolundu.

Bundan murat, ibadet emrini Allah'a hasretmektir; yoksa mutlak emri, yalnız O'nun ibadetine hasretmek değildir. Yani ey Resûlüm! De ki; bana indirilen Kur’ân'da ben, ancak Allah'ın ibadeti ve tevdii di ile emrolundum ve sizin bunu inkâr etmenizin imkânsız olduğu da açıktır.

Zira bütün peygamberler ve Kitaplar bunda müttefiktir.

Nitekim diğer bir âyette meal olarak şöyle denilmektedir:

"De ki: Ey Kitap Ehli! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayakm" (Akı imrân 3/64)

O halde size ne oluyor ki, Uzeyr'i ve Mesih'i O'na ortak koşuyorsunuz?

C- "- Ben yalnız O'na çağırıyorum ve dönüş de ancak O'nadır."

Ben, insanları yalnız O'nun tevhidine çağırıyorum; başkasına çağırmıyorum, yahut ilâhî Kitapların ve peygamberlerin üzerinde ittifak etmedikleri başka bir şeye çağırmıyorum. O halde siz niçin inkâr ediyorsunuz? Ve mükâfat için benim dönüşüm de, ancak O'nadır.

Bu açık hüccet, onların aleyhinde sabit ve kaçınılmaz olduğu için, onları ilzam etmek ve susturmak üzere Peygamberimiz'in ifc, bununla onlara hitap etmesi emredildi.

Bundan sonra da, onların, ilk olarak getirilen, yahut neshedilen hükümlerin yerine getirilen dinin fer'i hükümlerini inkâr etmelerini reddetmek konusunda bundaki hikmeti beyan etmek üzere şöyle denilmektedir:

36 ﴿