12"Sonra da iki zümreden (mü’min olanlar ile hasımlarından) hangisinin, eğleştikleri müddeti daha iyi kavradığını bilelim (görelim) diye onları uyandırdık." Burada bilmek, uyandırmaya gaye ve amaç kılınmiştır. Ancak bunun izahı, bilmeyi mecazî olarak izhar (ortaya çıkarmak) ve temyiz anlamına hamletmek, yahut buradaki bilmeyi, uyandırmaya gaye olabilen ve hadis (ezek olmayan) olan, cezanın taallûk ettiği halî (o hale mahsus) bilgiye hamletmek şeklinde değildir. Ashâb-ı Kehfi uyandırmaya, onların sayılanlar ile sayılmayan olmak üzere iki fırkaya ayrılmaları sonucunu doğurmaz ki, ilim veya izhar ile temyiz ona taallûk etsin ve bunlar gaye ve amaç olabilsin. Ashâb-ı Kehf konusunda terettüp eden şey, onların, isabetsiz bir takdir (tahmin) yapanlar ile onu İlâhî ilme havale edenler olmak üzere iki fırkaya ayrılmalarıdır. Bunların her ikisi de, saymakla ilgili değil, fakat âyet-i kerimeyi temsilî mânâya hamletmekle olur ki, bu da mecazî olarak, müsebbebin ismini sebebe vermek kabilinden bilmeyi denemek anlamında kabul etmekle olur. Ve deneme konusu olan fiilin denenen kişiden mutlaka sâdır olması, deneme için zorunlu değildir. Aksine bazen tacizi (âciz bırakmak) teklif kabilinden onun aczini ortaya koymakla da olabilir. Nitekim "Haydi sen de güneşi batıdan getir." (Bakara 2/258) âyeti bu kabildendir. İşte burada da murat olan odur. Yani Biz, onları uykudan uyandırdık ki, kendilerine onları deneyenin muamelesini yapakm. Yani biz onları uyandırdık ki, bilelim ve görelim, onların uykuda kaldıkları müddet hakkında takdir yapan fırka ile onun bilgisini Allah'a (celle celâlühü) havale eden fırkadan hangisi bunun gayesini daha iyi kavrar da, onların acizlikleri ortaya çıkar ve bunun ilmini Alîm (her şeyi bilen) ve Habîr (her şeyden haberdar olan) Allah'a havale eder; onların, halini ve Allah'ın onların bedenlerini ve dinlerim nasıl koruduğunu anlar da, onların Allah'ın kudretinin ve ilminin kemaline olan kesin îmanları daha da artar ve bu hâdiseyi, ölümden sonraki dirilmeye misal sayar. Yine, Biz bu hâdiseyi, o zamanın mü’minlerine bir lûtfu kerem ve kâfirlerine de apaçık bir mucize olması için gerçekleştirdik. Bu âyette, izahında zikredilen yüce gayelerden, yalnız, Allah'tan (celle celâlühü) sâdır olan mebdein (kaynağın) zikri ile iktifa edilmiş; 19. âyette (Aralarında birbirlerine sormaları için Biz onları uyandırdık) ise, bu gayelere vesile olan birbirlerine sormalarının zikri ile iktifa edilmektedir. Atâ'nın İbn Abbâs'tan (radıyallahü anh) rivâyetine göre, bu iki fırkadan biri, Ashâb-ı Kehf denilen zatlar, diğerleri de o kentin hükümdar sülalesidir. Diğer bir görüşe göre ise, her iki fırka da başkalarıdır. Ancak birinci görüş daha zahirdir. |
﴾ 12 ﴿