14

"Onların kalplerini metin kıldık ki, zâlim hükümdarın karşısında durdukları zaman, şöyle diyebildiler:

- Bizim Rabbimiz, şu göklerin ve bu yerin Rabbidir. Biz, O'ndan başkasına İlah diye asla duâ etmeyeceğiz. Çünkü ant olsun ki, o zaman gerçek dışı konuşmuş oluruz."

Ashâb-ı Kehfi oluşturan kişiler, hak dinin şiarlarını açıklamak için hükümdarın karşısına durdukları zaman. Biz onların kalbine metanet verdik de, onlar, ailelerini, evlerini, nimetlerim ve arkadaşlarını terk etmek zorluklarına katlandılar ve korkmadan, çekinmeden zâlim Dakyanus'un yüzüne karşı hakkı haykırmaya cesaret gösterdiler.

Mücâhid diyor ki, "Onlar, birbirleriyle randevulaşmadan kentten çıkıp bir araya geldiler. Onların en büyüğü dedi ki:

" Benim içimde düşündüğüm Rabbim şüphesiz tekmil şu göklerin ve bu yerin Rabbidir.

Diğer arkadaşları da:

" Biz de aynen öyle düşünüyoruz" dediler. İste o zaman:

" Bizim Rabbimiz, şüphesiz tekmil şu göklerin ve bu yerin Rabbidir" diyerek davalarının özetini ve gereğini bu sözleri zımnında beyan ettiler. Zira onların Rabbinin, göklerin ve yerin Rabbi olması, O'nun, göklerde ve yerde bulunan bütün varlıkların da Rabbi olmasını gerektirmekteydi.

Bir görüşe göre ise, onların durmalarından murat, cebbar hükümdarın putlara tapmayı reddetmelerinden dolayı onları kınaması karşısında dimdik durup ona aldırış etmemeleridir. Bu görüşe göre, bundan sonraki âyet, makabline bağlı olmayıp hükümdarın huzurundan çıktıktan sonra söyledikleri sözler olur.

14 ﴿