19"İşte böylece kendi aralarında konuşup birbirlerine sormaları için Biz onları uyandırdık. İçlerinden biri: - Ne kadar kaldınız? dedi. Kimi, bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık, dediler. Kimileri de şöyle dedi. - Rabbimiz kaldığımız müddeti daha iyi bilir. Şimdi siz içinizden birini şu paranızla şehre gönderin de, kimin yemeği daha temiz, baksın ve ondan size erzak getirsin. Bir de dikkatli davransın ve sakın kimseye sezdirmesin." A- "İste böylece kendi aralarında konuşup birbirlerine sormaları için Biz onları uyandırdık." Yani, kudretimizin kemaline delâlet eden bir âyet olarak Biz, onları uyuttuğumuz ve cesetlerini çürümekten ve dağılmaktan koruduğumuz gibi, aralarında birbirlerine sorular sormaları ve açıklanan üstün hikmetin ortaya çıkması için onları uyandırdık. Daha önce onların uyandırılmalarının gayesinin, onları denemek olduğu belirtildiği halde burada onların birbirlerine soru sormalarının buna gaye kılınması, denemenin soruşmalarına terettüp eden hükümlerden olması itibarıyladır. Bununla iktifa edilmesi, diğer sonuçlarını da gerektirmesmden dolayıdır. B- "İçlerinden biri, Ne kadar kaldınız? dedi. Kımı, bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık, dediler." Bu soruyu soran, onların reisi olan Mekselmina idi. Reisleri, onların normal hallerinde kısmî bir değişiklik gördüğü için bunu sormuş olmak. Deniliyor ki, onların: "Birgün veya günün bir kısmı kadar.." Demelerinin sebebi, şudur: Onlar kuşluk vakti mağaraya girmişlerdi ve akşam üstü uyanmışlardı. Onun için önce "Bir gün kaldık" dediler. Fakat sonra güneşin henüz batmadığım görünce de, "veya günün bir kısmı kadar kaldık" dediler. Bu sözleri, onların kuvvetli zannına göre olduğu için, yalan sayılmaz. C- "Kimileri de şöyle dedi. Rabbimiz kaldığımız müddeti daha iyi bilir." Bazıları da, kendilerince anlaşılan delillere bakarak veya Allah'tan (celle celâlühü) bir ilham ile dediler ki: "Siz kaldığınız müddeti bilemezsiniz; onu ancak Allah (celle celâlühü) bilir." Bu sözleri, güzel edebe en iyi şekilde riâyet edilerek ilk iki görüşü ret etmek anlamındadır. İşte bu sözleri ile malûm iki fırkaya ayrılmaları gerçekleşmiş olur. Diğer bir görüşe göre ise, bunu da, daha öncekini de söyleyenler, onların hepsidir; fakat bu iki farklı şeyi iki halde söylemişlerdir. Ancak âyetin metni bu izaha müsait değildir. Zira bu kelâm, muhavere ve karşılıklı cevap seklinde cereyan etmiştir. Yoksa, "Sonra, dediler ki, Rabbimiz, kaldığımız müddeti daha iyi bilir" denilirdi. D- "Şimdi siz içinizden birini şu paranızla şehre gönderin de, kimin yemeği daha temiz, baksın ve ondan size erzak getirsin. Bir de dikkatli davransın ve sakın kimseye sezdirmesin." Onların bunu söylemeleri, konunun derinliğine dalmayıp o anda kendileri için en önemli olan konuya yönelmek içindir. " Şu paranızla..." denilmesi, konuşanın, o günkü yiyeceklerini almaları için parayı bazı arkadaşlarına uzattığını zımnen bildirmektedir. Onların yanlarında para taşımaları, azık için hazırlık yapmanın, Allah'a (celle celâlühü) Tevekkül etmeye ters düşmediğine delildir. . Yani, şimdi siz, içinizden birini şu verdiğim gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, şehir esnafından, sattığı yiyeceği daha helal, daha temiz yahut daha çok ve ucuz olandan size erzak getirsin ve aliş-verişte aldanmamak için yahut tanınmamak için gizli davranmaya dikkat etsin ve sizi şehir halkandan kimseye sezdirmesin; çünkü sizi tanırlarsa, haberiniz hemen yayı-kr. |
﴾ 19 ﴿