28

"Ey Resûlüm! Rızasını dileyerek sabah akşam Rablerine yalvaranlarla birlikte olmakta sebat et ve dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme; Bizi anmaktan kalbine gaflet verdiğimiz, kötü arzularına uymuş ve işi taşkınlıktan ibaret olan kimseye boyun eğme."

A- "Ey Resûlüm! Rızasını dileyerek sabah akşam Rablerine yalvaranlarla birlikte olmada sebat et ve dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme"

Yani ey Peygamberim! Allah'ın (celle celâlühü) Rızasını dileyerek bütün vakitlerde, yahut günün iki tarafında Rablerine yalvaranlarla beraber olmaya devam et ve eşrafla, zenginlerle ve dünyevî imkânlara sahip olanlarla oturup kalkmayı arzu ederek üstlen başlan perişan fakir mü’minleri hor görme.

Bu yoksul mü’minlerden murat, Sulıeyb, Ammâr ve Habâb (radıyallahü anh) gibi fakir mü’minlerdi. Yahut Ashâb-ı Suffa idi ki, bunlar yedi yüz erkek idiler. Deniliyor kı, kâfirlerin reislerinden bir grup, Resûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) dediler ki:

"O koyun gibi kokan köleleri etrafından uzaklaştır ki, biz gelip senin meclisine oturalım."

Nitekim Nûh (aleyhisselâm) Kavmi de şöyle demişlerdi:

" Sana tâbi olanlar, bu perişan yoksullar iken, biz sana imân eder miyiz!"

İste onların Peygamberimize bu teklifte bulunmaları üzerine bu âyet-i kerîme nazil olmuştur.

B- " Bizi anmaktan kalbine gaflet verdiğimiz, kötü arzularına uymuş ve işi taşkınlıktan ibaret olan kimseye boyun eğme."

Yani Bizi anmak istek ve arzusu hiç olmadığı için kalbine gaflet verdiğimiz, yahut kalbini gâfıl olarak bulduğumuz, kötü arzularına uymuş ve işi ziyâ (zayi olmak) ve helâk olan, yahut hakkı kulak arkası eden, yahut işi taşkınlıktan ibaret olan o fakirleri meclisinden kovmanı isteyen o kodamanlara uyup da salcın o yoksul mü’minleri meclisinden kovma. Onlar, gaflet içinde bulunuyorlar; o fakir mü’minler ise, bütün vakitlerde Rablerine yalvarmakla meşgul bulunuyorlar.

Bu kelâm, şu hususa dikkat çekmektedir: O kodaman kâfirlerin Peygamberimize bu teklifte bulunmalarının sebebi, onların kalplerinin, Allah'tan ve o'nun cihetinden gâfıl olması ve hissiyata tamamen dalmalarıdır. Bunda dolayı da, onlar, gerçek şerefin, bedenin süsü ile değil, fakat ruhun ziyneti ile olduğunu kavrayamamışlardır.

28 ﴿