52"Ey Resûlüm! Biz Senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik ki, o, içinden bir arzu geçirdiği zaman, Şeytan onun arzusuna ille de vesvese katmaya çalışmasın. Fakat Allah, Şeytanın katacağı vesveseyi iptal eder. Sonra Allah kendi âyetlerinin hükümlerini içine sapasağlam yerleştirir. Zaten Allah, her şeyi bilendir: her işinde hikmet sahibidir." A- "Ey Resûlüm! Biz Senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik, ki, o, içinden bir arzu geçirdiği zaman, Şeytan onun arzusuna ille de vesvese katmaya çalışmasın. Fakat Allah, Şeytanın katacağı vesveseyi ıptâl eder. Sonra Allah kendi âyetlerinin hükümlerini içine sapasağlam yerleştirir." Resul, Allah'ın (celle celâlühü), insanları davet edeceği yeni bir Şerîatle gönderdiği peygamberdir. Nebî ise, bunu da kapsar; Allah'ın (celle celâlühü) eski bir şeriatı uygulamak için gönderdiği peygamberi de kapsar. Nitekim Hazret-i Mûsâ ile Hazret-i İsâ (aleyhisselâm) arasında yaşamış olan İsrail Oğullan peygamberleri hepsi nebî idiler, işte bundan dolayıdır ki, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), kendi ümmetinin âlimlerini israil Oğullan peygamberlerine benzetmiştir. Şu halde nebî, resulden daha geniş kapsamlıdır. Nitekim Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) şu hadisi de buna delâlet etmektedir: Peygamberimize (sallallahü aleyhi ve sellem) nebilerin sayısı sorulmuş; o da: "Yüz yirmi dört bindir" diye cevap vermiştir. "Onlardan resul olanlar kaç tanedir?" diye sorulmuş; o da: "Onlar da büyük bir topluluk olup sayıları üç yüz on üçtür" buyurmuştur. Diğer bir görüşe göre, resul; hem mucizesi olan, hem de kendisine indirilmiş Kitabı olan peygamberdir. Resul olmayan nebî ise, kendisine indirilmiş Kitabı olmayan peygamberdir. Bir diğer görüşe göre ise, resul; kendisine meleğin vahiy getirdiği peygamberdir, nebî ise; hem buna denir; hem de rüyada kendisine vahiy gelen peygambere denir. Yani resul olsun, nebî olsun, bütün eski peygamberler, içlerinden bir arzu geçirirken, mutlaka şeytan, o arzularına, onların dünya ile meşgul olmasını gerektirecek vesvese katardı. Nitekim Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Hiç şüphesiz dünyevî arzular benim kalbimi de duman gibi kaplar. Bunun îçin ben günde yetmiş kere Allah'a istiğfarda bulunuyorum." (Müslim, Zikir Kitabı Hadis: 41; Ebû Davud, Vitir Kitabi, Bab: 26) İşte Allah (celle celâlühü), şeytanın, peygamberlerin içinden geçen arzularına kattığı dünyevî istekleri iptal edip kaldırır; onları o arzulara meyil etmekten korur ve onları bu arzulan îzale edecek tedbirleri irşat eder; sonra Allah (celle celâlühü), peygamberlerin, tamamen Hakkin şanlarına gark olmalarını sağlayan âyetlerinin hükümlerini onların gönüllerine sapasağlam yerleştirir. B- "Zaten Allah, her şeyi bilendir; her işinde hikmet sahibidir." Yani Allah (celle celâlühü), bihnmesi şanından her şeyi ve ezcümle kullardan bilerek veya bilmeyerek sâdır olan bütün sözleri ve fiilleri hakkıyla bilmektedir ve bütün işlerinde de hikmet sahibidir. Deniliyor ki, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) içinden, yoksulluğun kalkmasını temenni etmişti. İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Diğer bir görüşe göre ise, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), kavminin îmâna gelmesini şiddetle arzu ettiği için, onları îmâna yaklaştıracak hususların nâzıl olmasını temenni ediyordu ve bu temennisini ısrarla sürdürdü. Nihayet bir gün kavminin meclisınde iken Necm sûresi nâzıl oldu. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de sûreyi okumaya başladı. Nihayet "Ve üçüncüleri olan ötekim, Menat'ı gördünüz mü?" âyetine gelince, Şeytan ona vesvese verdi ve sonunda lisanından sehven: "İşte onlar yüce kuğulardır ve hiç şüphesiz onların şefaati umulur" ifadesi çıkıverdi. Bunun üzerine müşrikler çok sevindiler; hatta Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), sûrenin sonunda secde ederken onlar da kendisine iştirak ettiler ve Mescid-i Harâm'da bulunan mü’min, müşrik herkes secde etti. Sonra Cebrâîl (aleyhisselâm), bundan dolayı Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) uyardı. Bunun üzerine Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) buna çok üzüldü. İşte bundan dolayı Allah (celle celâlühü), Peygamberimizi (sallallahü aleyhi ve sellem) bu âyetle teselli buyurdu. Bu görüş, tahkik ehli âlimlerce reddedilmektedir. Eğer bu görüşün sıhhati kabul edilse, bu bîr imtihan olup onunla, îman üzere sabit olan ile îmanı sarsılan kimselerin birbirlerinden ayrılması hikmetine binaen olmuştur. Bir görüşe göre de, âyetteki temenni okumak anlamındadır. Şeytanın ona bir şey katması da, yüksek sesle aykırı şeyler okuyup dinleyenlerin, onun, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) okumasından olduğunu sanmalarına sebep olmasıdır. Ancak bu görüş de, Kur’ân'a olan güvene halel getirir, gerekçesi ile reddedilmektedir. Ve bu sakınca, "fakat Allah, şeytanın katacağı’vesveseyi iptal eder. Sonra Allah, âyetlerinin hükümlerini sapasağlam içine yerleştirir." ifadesiyle de kalkmaz. Çünkü bu ifadede de aynı ihtimal mevcuttur. Bu âyet delâlet ediyor ki, sehiv ve vesvese, peygamberlerden de sâdır olabilir. |
﴾ 52 ﴿