55"Kâfirler, kıyamet, kendilerine ansızın gelinceye, yahut kısır bir günün azabı gelinceye değin Kur’ân konusunda bir şüphe içinde kalıp duracaklar." Diğer bir görüşe göre ise, "ondan" zamiri Resûlüllah'a irca edilmektedir. Yani onlar Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkında bir şüphe içinde kalacaklar. Ancak birinci görüş, daha zahirdir. Nitekim "Sonra Allah kendi âyetlerini sapasağlam içine yerleştirir." ve "Bu Kur’ân'ın hakikaten Rabbin tarafindan gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de, ona îman etsinler." âyetleri ile bundan sonra gelecek "inkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlara gelince..." âyetleri de bunun kanıtlarıdır. Âyetteki "ondan" zamirinin, şeytanın, peygamberin dileğine kattığı vesveseye irca edilmesi ise, asla caiz değildir. Çünkü ondan şüphe etmek, o kâfirlerin kıyamete dek sürecek hallerinden değildir; onların şüphesi ancak Kur’ân hakkındadır. Bu kıyametten murat, kıyamet alametleri olmayıp kıyametin kendisidir. Nitekim "ansızın" ifadesinden de anlaşılmaktadır. Zira bu ifade, ancak gerçek kıyamet için kullanılmaktadır. Diğer bir görüşe göre ise, bu kıyametten kastedilen, ölümdür. Kısır gün de, kendisinden sonra gün olmayan son gündür. Sanki her gün, kendisinden sonraki günü doğurmaktadır. Bu itibarla kendisinden sonra gün bulunmayan son gün, kısır sayılır. Bu günden murat da yine kıyamettir Yani kendilerine o korkunç günün azabı gelinceye değin... Bazılarına göre bu günden murat, o kâfirlerin öldürülecekleri Bedir savaşı gibi bir savaş günüdür. Buna kısır denilmiş, çünkü kadınların çocukları o gün öldürülecek; böylece kadınlar, doğurmamış kısır gibi olacaklar. Yahut savaşçılar, savaşların çocuklarıdır. Bu itibarla onlar öldürülünce, savaşlar kısır kalacaklar. Böylece mecazî olarak savaş günü, kısır olarak vasıflandırılmıştır. Yahut da, o savaş gününde kendileri için bir hayır olmadığı için bu vasfı almıştır. Nitekim aynı sebepten dolayı, yağmur getirmeyen ve ağaçları aşılamayan rüzgâra da kısır rüzgâr denilmektedir. Yahut da Bedir savaşına bu sıfatın verilmesi, o savaşta meleklerin savaşmalarından dolayıdır. Ancak kelâm-ı kerimin siyakı bu görüşlere asla müsait değildir. Zira o günde hükümranlık ve küllî tasarrufun Allah'a (celle celâlühü) tahsis edilmesi, sonra, o gün vaki olacak olan, Allah'ın (celle celâlühü), iki fırka arasında uhrevî mükâfat ve azap ile hükmetmesinin beyan edilmesi, bu günden murat kıyamet olduğuna şüpheye mahal bırakmaksızın açıkça hükmetmektedir. |
﴾ 55 ﴿