4"Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmamış; zihar yaptığınız eşlerinizi de analarınız kılmamış ve evlatlıklarınızı da öz oğullarınız yapmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz kendi sözlerinizdir." A- "Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmamış; zihar yaptığınız eşlerinizi de analarınız kılmamış ve evlatlıklarınızı da öz oğullarınız yapmamıştır." Burada, Peygamberimizin, uymaya emredildiği vahyin zikrine başlanmaktadır. Âyetin başındaki ifâde bir temsil olup Allah, bunu, bundan sonra zikredilecek hususlara hazırlık konusunda zikretmiş ve bununla su hakikate dikkat çekmiştir: zihar yapılan bir eşin, aralarında cari olan malûm hususlarda ve hükümlerde gerçek ana gibi ve evlatlığın da gerçek oğul gibi kabul edilmesi, bir insanın içinde iki kalbin olması gibi imkânsız bir şeydir. Diğer bir görüşe göre ise, bu kelâm-ı kerim, Arapların bir iddiasını reddetmektedir. Şöyle ki, Araplar, zeki ve becerikli insanların iki kalbi olduğunu iddia ediyorlardı. İşte bundan dolayı Ebi Ma'mcr veya Cemil b. Useyd el Fihri için "zül kalbeyn" (iki kalbli) diyorlardı. Yani Allah, bir adamda iki kalp yaratmamıştır. Âyette "içinde" (anlamındaki) "cevf' kelimesinin zikredilmesi, fazla izah içindir. Nitekim "fakat göğüslerdeki kalpler kör olur." ifâdesi de bu kabildendir. Ve keza, analık ile eşlik vasıfları ve evlatlık ile öz oğulluk vasıfları da tek bir şahısta bir araya gelmez. Ancak bu vasıfların bir araya gelmemesi, kalpte olduğu gibi hiçbir şeküde bir araya gelmemesi, yani gerçek eşlik ile gerçek olmayan analığın ve keza, gerçek evlatlık ile gerçek olmayan oğulluğun da bir araya gelmemesi anlamında değildir. Ve yine mutlak olarak, eşlik, hükümleri ile analık hükümlerinin ve evlatlık hükümleri ile öz oğulluk hükümlerinin de bir araya gelmemesi anlamında da değildir. Fakat gerçek eşlik ile analık hükümlerinin ve gerçek evlatlık ile öz oğulluk hükümlerinin bir araya gelmeyecekleri anlamındadır. Zira bu âyetin amacı, Arapların, zihar yaptıkları Hanımlarına analık hükümlerini ve evlatlıklarına da öz oğulluk hükümlerini icra etmek geleneğini kaldırmaktır. Zihar, bir kimsenin, kendi karısına: "Seni benim için anamın sırtı gibisin (onun gibi haramsın)!" demesidir. Bu, karısından uzak durmak kararıdır. Cahiliyye devrinde bu ifâde, karısını boşamak sayılırdı. İslam'a göre ise bu ifâde, ya boşamayı, yahut kefaretini verinceye kadar karısının kendisine haram olmasını gerektirmektedir. Ziharin (sırtın) zikredilmesi, direği olduğu karından kinayedir. Zira karının ifâde edilmesi, fercin (cinsiyet uzvunun) ifâde edilmesine yakındır. Yahut sırtın zikredilmesi, haram kılmayı ağır bir şekilde ifâde etmek içindir. Zira cahiliyye devri Arapları, kadının sırtı yukarıya dönük olarak onunla cinsi ilişkide bulunmayı haram sayıyorlardı. B- "Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz kendi sözlerinizdir." Yani bu zihar ve demeniz, yahut bu evlatlık için evladım, demeniz, gerçek payı olmaksızın, sadece kendi ağızlarınızla söylediğiniz sözlerinizdir. Bundan dolayı da, sizin iddia ettiğiniz gibi bu sözleriniz, gerçek oğulluk, hükümlerini gerektirmekten uzaktır. C- "Allah ise, hakkı söyler ve o, doğru yola iletir." Yani Allah ise, gerçeğe uygun olanı söyler ve o, ancak doğru yola iletir. O halde siz, bu sözlerinizi bırakın ve Allah azze ve celle'nin sözünü tutun. |
﴾ 4 ﴿