16"O îmân edenlerin, Allah'ın zikri (anılması) ve O'ndan inen hak (Kur’ân) karşısında huşu göstermeleri (kalplerinin yumuşaması) ve daha önce o kendilerine kitap verilip de üzerlerinden uzun zaman geçen bu yüzden de kalpleri katılaşan kimseler gibi olmamaları zamanı daha gelmedi mi? Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimseledir." A- "O îmân edenlerin, Allah'ın zikri (anılması) ve O'ndan inen hak (Kur’ân) karşısında huşu göstermeleri (kalplerinin yumuşaması) ve daha önce o kendilerine kitap verilip de üzerlerinden uzun zaman geçen bu yüzden de kalpleri katılaşan kimseler gibi olmamaları zamanı daha gelmedi mi?" Bu âyet, bazı müslümanların, din işlerinde ağır davrandıklarını, bu konudaki kararlarında rehavete, kapıldıklarını ve yapılan teşvik ve uyarılara gevşek tepki, verdiklerini teşhir etmektedir. Rivâyet olunuyor ki, mü’minler, Mekke'de iken, yokluk içinde yaşıyorlardı Sonra Medine'ye hicret edince, geniş rızık ve nimetlere kavuştular ve bazılarının eski hallerinde bir nevi gevşeme oldu. İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu. İbn Abbâs'tan (radıyallahü anh) rivâyet olunduğuna göre diyor ki: Bazı mü’minlerin kalplerinde bir nevi gevşeme görülünce Allah, Kur’ânin nazil olmaya başlamasının on üçüncü yılında onları bu şekilde ayıpladı." Yani kalplerinizin, Allah'ın zikri karşısında huşu göstermesi, onunla mutmain olması ve gevşeklik ile fütura düşmeden Allah'ın emirlerine ve yasaklarına uymanızın zamanı daha gelmedi mı? Eğer bu âyette Allah'ın zikrinden murat da, Kur’ân'ıse, ondan sonra Kur’ân'ın zikredilmesi, unvan değişikliği içindir. Zîrâ Kur’ân, gökten nazil olan bir hak olduğu, gibi, ayni zamanda zikir ve öğüttür. Yok eğer anılan zikirden murat, Kur’ân değil ise, o takdirde bu âyet de, "Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah zikredildiginde (anıldığında) yürekleri titrer; kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda da îmânlarını arttırır." (Enfal: 2) kabilindendir. Allah'a huşu göstermenin mânası, O'nun emir ve yasaklarına tam bağlılık göstermek ve Kur’ân'daki hükümleri ve ezcümle zikredilen ve bundan sonra da zikredilecek Allah yolunda harcamayı hiçbir zaman terk etmemektir. Diğer bir görüşe göre, "Ve daha önce o kendilerine kitap verilip ..." kelâmı, nehiy (olumsuz emir) olup o mü’minler uyarıldıktan sonra kalplerinin katılaşması noktasında Ehl-i Kitab gibi olmamalarını emretmektedir. Şöyle ki: eski Ehl-i Kitap, hak, kendileri ile şehvetleri (nefsî arzuları) arasına giriyordu. Onlar, Tevrat ve incil'i dinlediklerinde Allah'a huşu gösteriyorlardı ve kalpleri yumuşuyordu. Sonra üzerlerinden uzun zaman geçince, kalp katılığı onlara galip geldi; Tevrat ile incil'den duydukları huşu zail oldu ve kalpleri taş gibi, hatta ondan, da fazla katılaşü. B- "Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimseledir." Yani Ehl-i Kitab'ın çoğu kendi dinlerinin sınırları dışına çıkmışlar ve kitaplarında olanları tamamıyla terk etmişlerdir. |
﴾ 16 ﴿